"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Şahitlik üzere şahitlik etmek

Şahitlik üzere şahitlik etmek ilim adamlarının icmasına göre caizdir. Mallarda ve malların kasdedildiği konularda icma’y.a göre makbuldür. Had konusunda ise makbul değildir. Bu, Ebu Hanife ve ashabının kavlidir. Çünkü hadler, üstünün örtülme, şüpheler sebebiyle infazın düşürülme ve ikrardan dönülmesi halinde de uygulanmaması esasına dayanmaktadır. Halbuki şahitlik üzere şahitlik etmede bir tür şüphe yer almaktadır, yalan ve yanılma ihtimaline kapı aralamaktadır. Buna ek olarak, asıl şahitlerdeki ihtimalin yanında feri şahitlerdeki yalana da kapı aralamaktadır. Bu ise asıl şahitlerde yer almayan zait bir ihtimal olarak gündeme gelir ki, bu da muteberdir ve buna delil de, asıl şahitler üzerinde muktedir olmanın yanı sıra şahitliğin makbul olmayacağıdır. O vakit şüphelerin yer alması sebebiyle cezanın infazı kalkacağından dolayı şahitliğin makbul olmayacağı zorunluluk oluşturur. Çünkü şahitlik, ancak ihtiyaçtan dolayı makbuldür, oysaki had konusunda buna ihtiyaç yoktur.
Bir kimsenin, sahibinin (yaptığı yanlışlarının) üzerini örtmesi, onun aleyhine şahitlik yapmasından daha evladır; çünkü bu konuda şahitlik edeceğine dair bir nass yoktur. Zira ihtiyaç ve gevşehlik halleri birbirinden farklı olduğu içindir ki, bunun mallara kıyas edilmesi de sahih değildir. Aynı zamanda asıl şahitlere kıyas edilmesi de sahih olmaz; çünkü zikri geçen fark bunu ifade eder, dolayısıyla da şahitliği geçersiz kılar.
İmam Malik, bir görüşe göre İmam Şafii ve Ebu Sevr ise: Bu (şahitlik üzere şahitlik etmek) hadler ve tüm haklarda makbuldür, demişlerdir. Çünkü bu, asıl şahitlerle sabit olan bir durumdur, haliyle de -mallar konusunda olduğu gibi- şahitlik üzere şahitlik yapmak sabit olur.
İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılacağı üzere şahitlik üzere şahitlik etmek, kısas ve kazif haddinde makbul değildir. Bu ise Ebu Hanife’nin kavlidir. Zira bedeni cezalar şüpheler nedeniyle infaz edilmezler ve sakıt olma esası üzere bina edilirler, bu yönüyle hadler konusuna benzemektedir.
İmam Malik, İmam )afü ve Ebu Sevr ise: Kabul edilir, demişlerdir. Çünkü bu, ademoğlu (kL.1) hakkı sayıldığından, ikrarından rücu etmesiyle haddin infazı sakıt olmaz ve adamın günahının üzerini örtmesi de müstehap sayılmaz, bu durumda mallar konusuna benzemiş olur.
Şahitlik üzere şahitlik etmenin bazı şartları vardır:

Ölmesi, gfüpte veya hasta olması, hapiste bulunması veya korkmuş olması gibi hallerden sebep asıl şahitliğin mümkün olmaması. Bunu, İmam Malik, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Zira hakim, asıl olan iki şahidin yapacağı şahitliği işitmiş olması mümkün olursa, fer’i iki şahidin adalet yönünü araştırmasına gerek kalmaz. Nitekim bu durum, şahitlik için daha ihtiyatlı olandır. İkisini işitmiş olduğu biliniyor, halbuki fer’ i iki şahidin doğru konuşmuş olmaları ise zan ifade ediyor. Şüphesiz imkanı olduğu halde kesin olan bir şeyle amel etmek, zanna tabi olmaktan daha evladır. Çünkü fer’ i bir şahitlikte bir tür zafiyet bulunur ve bu durumda iki ihtimal göze çarpar: Asıl olan iki şahidin yanlış söyleme ihtimali, diğeri de fer’ i olan iki şahidin yanlış söyleme ihtimalidir ki, o vakit de bunda vehim söz konusu olacağından bu -diğer bedeller gibi- sadece aslın şahitliği olmadığı vakit sabit olur.
Ebu Yusuf ve Muhammed’ den ise asıl şahitler üzere muktedir olmasının yanında rivayete (görüşe) kıyas edilerek bunun caiz olacağı aktarılmıştır. Bu şartın hükme kadar devam etmesine itibar edilir. Buna göre eğer iki fer’ i şahit şahitlik yapacak olur da iki asıl şahit hazır olana değin diğerlerinin şahitliklerine dair hüküm verilmezse, o vakit şahitlikleri dinlenmediği için hüküm bekletilmiş olur. Çünkü bedel ile amelden önce asla muktedir olunduğundan, o zaman amel etmek de caiz olmaz, tıpkı namazdan ewel su bulmaya muktedir olduğu halde teyemmüm alan kimseye benzer.
Gerek asıl ve gerekse fer’ i şahitlerden her birisi hakkında, adalet ve diğer şahitlik şartlarının gerçekleşmiş olması. el-Muvaffak şöyle demiştir: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Şüphesiz fer’ i şahitler, asıl şahitleri düzeltecek olur ve şahitlik edecek olurlarsa, işte bu şahitliklerinin caizliği noktasında bir ihtilaf bulunmamaktadır . . . Bu şartın devam etmesi ve hüküm verilene kadar da her birisinde adaletin mevcut olması gereklilik arz etmektedir.
Kendilerine göre ikisinin adil, başkalarına göre de cerh edilmiş olmalarının mümkün olması sebebiyle, asıl olan iki şahidi tayin etmeleri ve ikisini tesmiye etmiş olmaları. Zira şahit olunan, belki de şahitlerin cerh edilmesini mümkün kılabilir. Öyleyse bu şahitlerin tayini bilinmeyecek olursa, bu mümkün olmayabilir.
Asıl şahidin şahitliğe (birlikte gözeterek) riayet etmek istemesi ve: “Şahitliğim üzere şahitlik ederim ki, filanın filancası üzerinde şu şu alacağı vardır. ” veya “Benim yanımda şunu ikrar etmiştir. ” demesi veyahut başkasının başkasına şahitliğine dair riayet ettiğini işitmiş olmasıdır. O vakit bunu işitenin, buna dair şahitlikte bulunması caiz olur; zira riayet elde edilmiştir. Bunun yanında bizzat kendisinin riayet etmesi dışında buna şahitlik etmesinin caiz olmayacağı da muhtemel görülmüştür. Bu ise Ebu Hanife’ nin kavlini oluşturur.
Beşinci şart hakkında ise ihtilaf edilmiştir. Bu ise fer’ i olan şahitlerde erkek olma şartıdır. İmam Ahmed’ den nakledildiği üzere bu bir şarttır ve fer’ i olan şahitlerin hiçbir slı.rette kadın olmaları makbul değildir, ister bu, kadınların şahitliklerinin makbul olduğu haklar konusunda olsun veya olmasın, fark etmez. Bu, İmam Malik, Sevri ve İmam Şafü’nin kavlidir. Çünkü onlar, hak dışında asıl olan şahitlerin şahitliklerini sabit kılarlar. Bu da mal ile değildir ve bununla kasdedilen, erkeklerin muttali oldukları mal da değildir. Bu yönüyle kısas ve had konusuna benzer.
İkincisi ise kadınların bir müdahalesinin bulunduğu ve asılda onların yaptıkları şahitlikler bu noktada sabit olmaktadır. Bunun gerekçesi şöyledir: Feri olan şahitliklerden kasdedilen, asıl şahitlerin şahitlik ettikleri hakkı ispat etmektir.
Asıl olan iki şahitten her birisinin, fer’ i şahide şahitlik etmesi caizdir. Bu durumda fer’i iki şahid asıl şahitlere şahitlik etmiş olur. el-Kadı (İyaz) şöyle demiştir: İmam Ahmed’in bu noktada farklı görüşü yoktur. İshak ise: Onlar (o şahitler) gelene değin, ilim ehli, hep bu görüş üzere hüküm vermiştir, demiştir. İmam Ahmed der ki: Şahit olan bir kimsenin şahitlikler üzere şahitlik etmesi caizdir, insanlar bu bağlamda hep şahitlikleri icra etmişlerdir; zira iki şahidin bulunması halinde şahitlik meydana gelmiş sayılır. Nitekim sabit olan bir şeye dair iki kişi şahitlik eder ve bu da -sanki hakkının kendisine şahitlik etmiş olması gibi- sabit olmuş olur. Bunun yanında fer’ i olan iki şahid asıl olan iki şahitten bedeldir. O vakit sayısı noktasında yeterli olan aslın şahitliği noktasında da yeterli olur. Bir de bu konu İmam Ahmed ve İshak’ ın zikrettiği üzere icmalık bir konudur. Zira fer’ i olan iki şahid, asıl olan iki şahitten asla haklarını alıp nakletmezler, öyleyse -bir görüşe göre- bunun kabul edilmesi zorunlu olur.
Ebu Abdullah b . Batta ise fer’ i olan iki şahid dışında, asıl olan şahitlerden her birisi üzerinde bunun kabul olmayacağı görüşüne sahip olmuştur. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafü’nin de görüşüdür. Zira fer’ i olan iki şahid, asıl olan iki şahidin şahitliğini sabit kılar ve ortaya koyarlar. O halde iki şahitten daha azı ile şahitliklerinin sabit kılınması söz konusu olmaz. Tıpkı ikrar edenlerin ikrarının, birbirlerinin şahitliğini sabit kılanlardan birisinin şahitliğini sabit kılmaması gibi değerlendirilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/tevbeden-sonra-sahitligin-iade-edilmesi/,https://kutsalayet.de/ikrar-uzere-yapilan-sahitlik/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız