Ortaklardan birisi taksimatı talep eder, diğeri de bundan imtina edecek olursa, o vakit iki durum söz konusudur:
Birincisi: Taksim edilmesini istemeyen kişiye icbar edilir (zorlama yapılır), bu da şu üç şartın bir arada olması durumunda olur:
Hakim huzurunda her ikisinin de mallarını beyyineyle sabit kılmaları şarttır; çünkü taksimata zorlamada bunlardan imtina edenlere dair bir hüküm söz konusu olur. O vakit -razı olma halinin tersine- hasmı hakkında mülk sabit olmaz; zira ikisinden birisi hakkında hüküm verilmez, nitekim taksimat sadece sözleri ve rızaları doğrultusunda icra edilir.
Bu taksimat da zararın olmaması şarttır. Eğer zarar varsa imtina edene zorlama yapılmaz.
Kendisiyle beraber sayılanın dışındaki payların tadil edilmesinin (eşitlenmesinin) mümkün olması şarttır. Eğer bu mümkün olmazsa, imtina edene zorlama yapılamaz. Zira o vakit bu, bir alışverişe dönüşmüş olur. Alışverişte ise alıcı ve satıcıdan herhangi birisine zorlama yapılamaz. İşte bu üç şart bir arada toplanacak olursa, malın taksim edilmesinden imtina eden kişiye zorlama yapılır. Çünkü bu, hem şirketin zararını ortadan kaldırmayı hedefler ve hem de her iki ortağın fayda elde etmesini içermektedir.
Taksimattan men edecek zarar hakkında ise farklı görüşler gelmiştir. el-Haraki’nin görüşüne göre bu, ortaklığın yanında fayda elde etmesi bağlamında taraflardan birisinin yalnız başına diğerinin payı ile faydalanmasının mümkün olmamasıdır. Şayet bununla başkasının faydalanacak olması mümkün olursa, bu durumda o yine taksim etmeye zorlanamaz. Çünkü bu, telef konumunda akıp gitmiş sayılır.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre ise taksimattan men eden şey, iki taraftan birisinin şirket halinden taksimat ile payının değerinin azalması demektir, ister taksim edilmiş olarak onunla istifade etmiş olsunlar veya olmasınlar, fark etmez. Bu, İmam Şafii’nin de kavlini oluşturmaktadır. Çünkü değerinin azalmış olması zarar demek olur ve zarar da şer’an olumsuz sayılır.
İmam Malik der ki: Taksim edilmesinden imtina eden kişiye icbar vardır. Eğer kendisinde zarar olmayan şey üzere kıyasla zarar vermeyi isterse, hakkında zararın olmadığı bir şey üzere bunun kıyas edilmesi doğru olmaz; zira ikisi farklı şeylerdir. Bir de bunun taksiminde malı zayi etmek vardır, halbuki malı zayi etmesi yasaktır.
Ebu Hanife ise: İkisinden birisi ne zaman ki bununla istifade edecek olursa, o vakit bu vacip olur, demiştir. İmam Şafii: (Taksimatı) talepte bulunan kişiye bu vacip olur. Eğer talepte bulunan bununla zarar vermeyi istemiş olursa, bu konu hakkında iki görüş gelmiştir, demiştir. İmam Malik ise: Her halükarda bu vacip olur, demiştir.
İkincisi: Taksim noktasında taraflardan birisini icbar etmemek. Bu da zikri geçen üç şartın olmaması halinde söz konusudur. Şüphesiz taksimat, ancak her ikisinin de rızasıyla gerçekleşir ve buna “kısmetu’t terâzî” (karşılıklı rızaya dayalı taksimat) adı verilir. Bu, mezkur şartların olmaması durumunda caizdir. Çünkü alışveriş ve malın elden ele nakli konumunda değerlendirilir, bu sebeple de bunun satışı caiz olur.