Devlet başkanının hükümleri kendi beldesi içinde veya başka bir yerde devretme hakkı vardır. Çünkü devlet başkanı, Müslümanların birçok iş ve maslahatlarını icra etmekle çok meşgul olduğundan, aralarında bunlara dair hükümleri vermekten boş zamanı kalmamaktadır. Dolayısıyla bir hakim atadığında kendisine müstehap olan, onun yerine geçecek bir kimseyi (yardımcı bir hakimi) tayin etmek olacaktır; çünkü buna kimi zaman ihtiyaç duyulmaktadır.
O vakit özel bir konuyu genel bir gözlemle (teftiş ve araştırma ile) icra edecek bir hakim istihdam etmesi caiz olur. O da bizzat beldesi içinde tüm ahkam hakkında gözlem ve incelemeleri taklit eder. Genel bir konuda özel durumları taklit etmesi caizdir. Aynı zamanda genel bir konuda genel bir gözlemi yönetmesi caizdir, özel bir konuda özel bir gözlemi yönetmesi de caizdir.
Bir belde içerisinde her birisini çalıştırmak için iki veya üç hakim istihdam etmesi de caiz olur. Eğer bir konu hakkında bir mekânda iki veya üç tane hakim taklit edecek olursa, bunda iki görüş gelmiştir. Bir görüşe göre bu caiz olur. Bu, Ebu Hanife’nin ashabının görüşüdür. İnşallahü Teâlâ doğru olan da budur.
el-Muvaffak der ki: Aynı olarak bir mezhebe dair hüküm vermesi üzere bir mahkeme hükmünü taklit etmesi caiz olmaz. Bu da Şafii mezhebine ait görüştür. Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyorum. Çünkü Yüce Allah: “İnsanlar arasında hak ile hükmet.” (Sad Suresi 26) buyurmuştur. Hak ise kesin olarak şu mezheptedir şeklinde tayin edilemez. Zira hak kimi zaman başka bir mezhep içinde de olur. Öyleyse bu şart üzere taklit edecek olursa, bu şart geçersizdir. Bunun yanında söz konusu hükmün devredilmesinin fasit olacağı noktasında ise iki görüş gelmiştir.
Devlet başkanı, bir kimseye zorla hükmü devredecek olursa, bu caiz olur. Çünkü onu haddi zatında zaten istihdam etmesi caizdir. Bu durumda — alışveriş konusundaki gibi — onu bunda vekil kılması da caiz olur.
Hakimin şahit olması nasıl ki caiz değilse, onun kendi benliğinden hüküm vermesi de caiz değildir. Eğer hakime bazı insanlarla beraber hükümet arz olacak olursa, o vakit bazı haleflerine veya kimi tebaasına (hakim huzurunda) muhakeme olması caiz olur.
İki kişi bir adama muhakeme olmak için gelir, o da aralarında hüküm verecek olur, ikisini razı eder ve ikisi de birbirlerinden razı olurlarsa, kendilerine geldikleri adam da hüküm vermesi elverişli olanlardan olduğu halde aralarında hüküm vermiş olursa, bunu icra etmesi caiz olur ve söz konusu hüküm de onların arasında infaz edilir. Bunu, Ebu Hanife söylemiştir. İmam Şafii’nin de bu konuda iki görüşü vardır. Birisi de, ikisi razı olmadıkça bu hükmü vermeye zorlayamaz şeklindedir.
Sonra üzerinde velayet hakkı bulunan kimsenin hükmünün geçersiz kılınmadığı hususlarda, o kimsenin hükmünü geçersiz kılmak caiz olmaz. Bunu, İmam Şafii söylemiştir.
Ebu Hanife ise: O vakit görüşün muhalif olması halinde hakimin bunu feshetme hakkı vardır, demiştir. Çünkü bu, hakim hakkında bir akittir; hâliyle bunu feshetmeye de o hak sahibi olur, tıpkı kendisi hakkında vakfedilen akit gibi değerlendirilir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bize göre bu hüküm geçerlidir, zorunludur. Dolayısıyla görüşüne muhalif olması halinde hakimin bunu feshetmesi caiz olmaz. Tıpkı velayet hakkı bulunan bir hüküm vermesi gibi kabul edilir. Bunun yanında onların (Ebu Hanife vb.) zikrettikleri ifadeler doğru değildir. Zira onun bu hükmü hasımlar için zorunluluk oluşturmaktadır. Durum böyle iken vakfedilen bir akit nasıl olacak?