Başka bir beldede gaipte olan kimse hakkında hak iddia edilecek olursa, hakim de beyyineyi dinlemeyi talep eder ve bunun üzerine hüküm verecek olursa, o vakit şartlar tamamlandığı zaman hakimin ona cevap vermesi gerekli olur. Bunu, İmam Malik, Evzai, Leys ve İshak söylemiştir. Çünkü Ebu Süfyan’ın karısı olan Hind’in hadisi buna işaret etmektedir. Nitekim hâlihazırda bulunmadığı halde onun hakkında hüküm verilmiştir. Şüphesiz bunda işitilmiş adil bir beyyine (delil ve hüccet) mevcut olduğundan dolayı, bununla hüküm vermek de caiz olur; sanki hasmın mecliste hazır bulunmasına benzemektedir.
Şüreyh ise, gaipte bulunan kimse hakkında hüküm verilmesini caiz görmez. İmam Ahmed’den de buna benzer bir görüş gelmiştir. Bunu, İbn Ebu Leyla, Sevrî, Ebu Hanife ve ashabı da söylemiştir. Ancak Ebu Hanife: Eğer hasmın, hazırda bulunan vekil yahut velisi varsa, o zaman hüküm vermek caiz olur, demiştir. Çünkü iki hasımdan sadece birisinin üzerinde hüküm vermek caiz değildir, tıpkı hasımlardan birisinin belde dışında olması gibi kabul edilir. Bir de gaipte olanın, söz konusu beyyineyi geçersiz kılması ve onun hakkında olumsuz kanaat bildirmesi mümkün olacağından, bu durumda bunda hüküm vermek caiz olmaz.
Bu sabit olduğuna göre, gaipte olan kişi eğer hükümden önce gelecek olursa, söz konusu olan hüküm onun huzurunda tevakkuf eder. Hükümden sonra gelecek olur, şahitler de şahitlikten önce meydana gelen bir durumdan dolayı cerhe uğrarsa, hüküm geçersiz sayılır. Şahitlik yaptıktan sonra, eğer şahitler cerhe uğrayacak olurlarsa, hüküm geçersiz olmaz; hakim de bunu kabul etmez. Çünkü hükümden sonra bunun hakkında olumsuz kanaat verilmemesi de caiz ve mümkün olur.
Üç gün ertelenmesine dair talep edilecek olursa, hakim süreyi üç gün erteler. Şahitler cerhe uğradılarsa ne ala, aksi halde hüküm infaz edilir. Hükmü veya beraati iddia edecek olur ve yanında beyyinesi de varsa ne ala, aksi takdirde diğer (şahit) yemin eder ve hüküm infaz edilir. Gaipteki kişi hakkında verilecek olan hüküm yalnız Âdemoğlu (kul) haklarında verilir.
Gaipteki kişi veya çocuk gibi yahut deli gibi mükellef olmayan kimseler hakkında beyyine ikame edilirse, iki görüşten en meşhur olanına göre iddia sahibinin beyyinesi yanında yemin etmesi istenmez. Çünkü beyyine, davalıyadır. Bu ise adilce ortaya konmuş bir beyyine sayılır, o vakit yanında yemin etmesi gerekli değildir, sanki adamın hâlihazırda yanında olması gibi değerlendirilmektedir.
İkinci görüşe göre ise, beyyine yanında onun yemin etmesi de istenir. Bu, İmam Şafii’nin kavlidir. Çünkü beyyinenin ikame etmiş olduğu şeyi icra etmesi veya beyyinenin ikame etmiş olduğu şeyin bizzat aynına malik olması caizdir. Eğer adam, hâlihazırda mevcut ise ve bu iddiada bulunacak olursa, yemin etmesi vacip olur. Orada bulunmadığı için bunu yapması mümkün olmazsa veya mükellef olmadığından sebep bu söz konusu olmayacak olursa, davasını mümkün kılacak noktada yerine hakim niyabet eder. Çünkü hakim, çocuk, deli ve gaipte olan kişi hakkında ihtiyatlı olmakla memurdur. Zira onlardan hiçbirisi böylesi bir halde kendileri hakkında görüş belirtemezler. Kuşkusuz bu da ihtiyat anlamına gelmiş olur.
Adam eğer hâlihazırda belde içerisinde mevcut ise veya yakınında bulunuyor ve mahkemede hazır bulunmaktan imtina etmeyecek olursa, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre hazır olmadan önce onun hakkında hüküm verilemez. Çünkü bu durumda ona soru sormak mümkün olur. Öyleyse soru sormadan önce ona hüküm vermek caiz değildir. Tıpkı hakimin meclisinde hazır bulunan kimsenin durumu gibi değerlendirilir.
Eğer mecliste hazır bulunmaktan veya gelmekten imtina edecek olursa, İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılacağı üzere, o vakit hakkında hüküm verilir. Nitekim Şerif Ebu Cafer ve Ebu’l-Hattab’ın zikrettiğine göre, o takdirde gaipteki adamın mahkemeye gelmekten imtina etmesi halinde hakkında hüküm verilir. Bu görüş, Şafii mezhebine de aittir. Zira bu durumda artık onun hazır bulunması zordur ve kendisine soru yöneltilmesi de mümkün değildir. Öyleyse — uzakta bulunan gaip örneğindeki gibi — onun hakkında da hüküm vermek caiz olur, hatta daha öncelikli olur. Çünkü uzakta olmak bir mazerettir, halbuki buradakinin bir özrü yoktur.