Hakim’e başka bir hakim tarafından hükmü verilmiş bir dava yöneltildiği zaman, kendisinin hata yaptığı ortaya çıkacak olursa veya diğerinin hata yaptığı belli olursa, bu durumda bakılır; eğer söz konusu olan hata kitabın, sünnetin veya icma’nın nassına muhalif olursa, hakimin verdiği o (hatalı) hüküm bozulur. Bunu İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu, şartı doğru düşmeyen bir hüküm verme sayılacağından, o vakit hükmün bozulması zorunlu olur. Şüphesiz içtihat yapmak suretiyle hükme şart koşmak, nassın olmaması demek olur; zira kitap ve sünnet terk edilecek olursa yoldan çıkılmış ve aşırıya kaçılmış olur. O zaman da (hakimin) verdiği hükmün bozulması vacip sayılır. Sanki icma’ya muhalif düşmüş gibi kabul edilir veya iki kafirin şahitliğini kabul ederek hüküm vermesine benzemiş olur.
İmam Şafii buna ilavede bulunarak, celi olan kıyasa muhalefet edecek olursa yine verdiği hükmün bozulacağını ileri sürmüştür.
İmam Malik ve Ebu Hanife ise: İcma’ya muhalif düşmesi durumunda hakimin verdiği hüküm bozulur, demişlerdir. Sonra bunun münakaşasını yapıp İmam Malik: Eğer komşusu hakkında şufa hakkı üzere hüküm verecek olursa, onun verdiği bu hüküm bozulur, demiştir. Ebu Hanife de: Köleleri arasında kura çekme ile hüküm verdiği vakit, bu hükmü bozulur, demiştir. Muhammed b. el-Hasen ise: Şahit olan ve yemin ile hüküm verecek olursa, hükmü bozulur, demiştir. Bunlar, sünnete uygun olup ihtilaflı olan meselelerdir.
Nass ve icma’ya muhalif olmaksızın hakim kendi içtihadını değiştirecek olursa veya içtihadı kendisinden önceki hakimin içtihadına ters düşecek olursa, muhalefeti sebebiyle onun verdiği bu hüküm bozulmaz. Çünkü sahabeler bu minvalde icma etmişlerdir. Bir de bu, aynı hükmün bozulmasına sürüklemiş de olacaktır, asli itibariyle hükmün sabit olmayacağına götürmüş de olacaktır. Zira sonradan gelen hakim, kendisinden önceki hakime muhalefet etmiş olacak, üçüncü hakim de ikincisine muhalefet etmiş olacaktır ki, o vakit hüküm de sabit olmayacaktır.
Hakim, kendisinden önceki hakimin verdiği hükümleri baştan inceleme konusu yapması gerekmez. Zira zahiren bunların sahih ve doğru olduğuna dair hüküm verilir. Bir de velayet ehli (hakim olmaya atanmış) kimselerin verdikleri hükümlere bakmaya gerek de yoktur. Şüphesiz onların hükmünü araştırma konusu yapmak, öncesindeki hakim hakkında farklı bir düşünceye (kötü zanna) sevk edebilir.
Verdiği hükmü doğru olan ve doğruya muvafık bulunanlar veya kitaba, sünnete ve icma’ya muhalif olmamış kimselerin hükmünün bozulması asla söz konusu olamaz. Ama bu üçünden (kitap, sünnet veya icma) birisine muhalif ve -köle azadı ile talak gibi- Yüce Allah’ın hakları konusunda olursa, o vakit verdiği hüküm bozulur. Çünkü o vakit şanı Yüce Allah’ın hakları konusunda verdiği hükümde birtakım yanlışlar var demektir. Ama Ademoğlunun haklarına taalluk ederse, sahibinin talep etmesi dışında bu hüküm bozulmaz. Zira hakim, kişinin talebi olmaksızın üzerinde velayeti bulunmayan bir kimse hakkında hakkını ifa edemez. Öyleyse sahibi bunu talep edecek olursa, hakimin verdiği hüküm bozulur.
Hakim, eğer öncesinde verdiği hükümleri doğru değilse, bu takdirde doğruya ters olan tüm hükümleri bozar. İster içtihada göre verdiği hükümler olsun veya olmasın fark etmez. Çünkü verdiği hüküm doğru değildir. Hükmü sanki hüküm vermemiş gibi kabul edilir; çünkü hüküm verme şartlarına uygun değildir. Verilen bu hükümlerin bozulmasında, içtihadın başka bir içtihatla bozulması olmaz; zira ilkinin verdiği içtihat sayılmaz. Bunun yanında bozulmasının bir faydası olmayacağından hareketle doğruya uygun olan hükümler de bozulmaz. Zira doğru, hak ettiği yeri elde etmiş demektir.