"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yoksullardan birisine verilen şeyin miktarı ve cinsi

Yoksullardan birisine verilen şeyin miktarı ve cinsi ile ilgili açıklamalar “Zıhâr bölümü”nde geçmişti. İmam Ahmed’ in ifade ettiğine göre yoksullardan her birisine un ve ekmek vermek yeterlidir. Çünkü Yüce Allah’ ın : “Ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on yoksula yedirmektir.” (Maide Suresi 89) buyruğu buna işaret etmektedir. Zira bu miktar, aileye yedirilen yemeğin orta hallisi sayılmaktadır; dolayısıyla bunları (un ve ekmek cinsinden olmak üzere) yedirmesiyle vaciplik yerine gelmiş olur.

İmam Ahmed’den ekmeğin yeterli gelmeyeceği görüşü de nakledilmiştir. Bu ise İmam Malik ve İmam Şafî’nin görüşüdür. Un ve süveyk’in yeterli gelmeyeceğini de söylemiştir. Çünkü o vakit kemal ve azık halinden çıkmış olur. Zekat konusunda yeterli gelmediğinden – kıymetinde olduğu gibi – kefaret konusunda da yeterli gelmemiş olmaktadır.

(Ama) bunun zekat konusundan iki yönden farklı olacağı şeklinde cevap verilmiştir: Birincisi: Ona vacip olan habbe (dane)’nin öşrüdür ve dane’ nin öşrü de habbedir, o zaman vacibe itibar edilir. Burada ise vacip olan yemek yedirmektir. Ekmek ise buna daha uygun düşmektedir. İkincisi: Verilecek olan zekat konusunda kasdedilen tüm sene içerisindeki azıklardır, haliyle de stoka ihtiyaç duyacağından, o vakit sene boyunca stoku mümkün olan sıfatı üzere olmasına itibar edilir. Kefaretlerde ise o günün ihtiyaç hali kasdedilir.

İmam Ahmed’in, İmam Malik’ in ve İmam Şafî’nin kavline göre kefaretler ödenirken yedirme ve giydirmenin kıymeti verilmez. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: ”Ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmektir…” (Maide Suresi 89) Bu da bizzat yedirme ve giydirme noktasında açık bir ifadedir; dolayısıyla başkasıyla kefaret yerine gelmiş olmaz. Zira Allah’u Teala’ nın eda edilmesini emretmediği şekliyle vacip hüküm eda edilmiş olmaz. Bir de Yüce Allah, sadece üç hasleti yapmasını kişiye muhayyer kılmıştır. Buna göre kıymetin ödenmesi caiz olsaydı, bu takdirde sadece üç hasletin icrasına dair muhayyerlik kılmazdı. Bunun yanında kıymetin ödenmesi istenseydi, muhayyerliğin bir anlamı da olmazdı.

Evzâî ve rey ashabı ise kıymetin ödenmesine cevaz vermişlerdir. Çünkü maksat, yoksulların ihtiyacını gidermektir ve kıymetin ödenmesiyle de bu gerçekleşmektedir. Buna göre zekat malından akrabalarına verilmesi caiz olanlara bundan da verir.

el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü kefaret, Yüce Allah için verilmesi gerekli olan hak bir maldır; dolayısıyla bu, zekattan kendilerine verilen ve verilmeyen kimseler hakkında zekat mecrasında akıp gitmektedir. Nitekim buna dair açıklamalar zekat konusunda geçmişti.

Zengin olmak, kafir olmak ve köle olmak gibi zekat almayı engelleyen her bir durum kefareti almayı da engellemektedir. Peki, kefaret almaktan Haşimoğulları engellenebilir mi? Bunda iki görüş gelmiştir.

Kefaret ödeyecek kişi ya yoksulları tam olarak bulur veya bulamaz. Bu durumda onları tam sayısıyla bulmak zorundadır. Aksi halde yemin kefaretinde on yoksuldan azını yedirecek olursa, o kefareti yerine getirmiş olmaz. Aynı şekilde zıhar kefaretinde ve ramazan ayında gündüz vaktinde yapılan cima kefaretinde de altmış yoksulun altında yedirmekle kefaret gerçekleşmez. Bunu, İmam Şafîî ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Yüce Allah’ ın: “Bunun kefareti ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on yoksula yedirmektir.” (Maide Suresi 89) buyruğu buna delalet etmektedir. Zira bir kişiyi yedirmek on kişiyi yedirmek anlamına gelmeyeceğinden, o vakit Yüce Allah’ ın emrine uyulmuş olmayacağından, bu kefaret yerine gelmiş sayılmaz. Çocuk örneğinde olduğu gibi, halin birlikte olması yanında birinci günde kendisine bu kefaretten verilmesi caiz olmayan bir kimseye, ikinci günde de vermek caiz değildir.

Evzâî ise tek bir kimseye bu kefaretin verilmesini caiz görmüştür. Çünkü bu, hak sahibi olan bir kimseye verilen Yüce Allah’ ın bir hakkıdır, o nedenle bu caiz olur, tıpkı zekatı tek bir kimseye vermeye benzer.

Rey ashabı ise şöyle demiştir: Yemin kefareti ise bunu on gün boyunca tek bir yoksula vermek caizdir. Aynı şekilde vacip olan altmış yoksula yemek yedirmek ise onu da altmış gün boyunca tek bir yoksula vermek caizdir. Ama hepsini ona tek bir günde vermek caiz olmaz.

Bunu, İmam Ahmed’ in görüşünden olmak üzere Ebu’! Hattab aktarmıştır. Çünkü yoksul için vacip olmayan bir şeyi ona her gün yedirmiş olacağından, o vakit bu caiz olur. Bu yönüyle bunu başkasına vermiş gibi kabul edilir.

Diğer duruma gelirsek, bu da yoksulların hepsini bulmaktan aciz olmasıdır. O da bu sefer onu tamamlayana değin her gün olmak üzere onlardan mevcut olanlara yemek yedirir. Buna benzer bir görüş, Sevrî’ den de gelmiştir. Arkadaşlarımızın çoğunluğunun görüşü de budur. Zira on günde ihtiyaç giderilmiş olur ve bu haliyle sanki her gün bir yoksul yedirmiş gibi kabul edilir. İmkansız olması durumunda sanki onun yerine başkası geçmiş gibi değerlendirilir. Bu sebepledir ki bedeller meşru kılınmıştır. Fakat imkan varsa, o vakit bunların bedeller şekliyle icra edilmesi söz konusu olamaz, burada da durum aynıdır.

İmam Ahmed’ den gelen diğer bir görüşe göre ise yoksulların sayısı tamamlanmadıkça o kefaret yerine gelmiş sayılmaz. Bu, İmam Malik ve İmam Şafî’nin kavlidir. Nitekim “kudret halinde (muktedir olması durumunda)” ortaya koyduğumuz ifadeler geçmişti.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/yemin-kefareti/,https://kutsalayet.de/giydirme-kefareti/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız