Kim, yapacağına dair yemin eder de yapmazsa veya yapmayacağına dair yemin eder de yaparsa, o vakit kefaret ödemesi gerekir. Bunda belde fakihleri arasında bir ihtilaf yoktur. İbn Abdilberr: Hakkında kefaretin söz konusu olduğu yeminler, Müslümanların icmasıyla amellerden geleceğe ait olan yeminlerdir, demiştir. Bir topluluk ise yemin eğer bir ibadet sebebiyle bozulmuş olursa, kefaret ödemek de vacip olmaz. (Başka) bir topluluk ise: “Kim, masiyet sayılan bir amel üzere yemin ederse, bunun kefareti o ameli terk etmesidir.” demiştir. (Ancak) el-Muvaffak şöyle der: Bizim lehimize Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Kim, bir şey hususunda yemin eder, sonra da hilafını daha hayırlı görürse, derhal kefaret vererek yemininden vazgeçsin ve yemin ettiği husustan daha hayırlı olanı yapsın.” hadisi ve şu hadisi gelmiştir: “Allah’a yemin ederim ki, Allah diler de bir yemin eder sonra da ondan daha iyi bir yol görürsem yeminimden kefaret verir ve o daha iyi olan işi yaparım.”
Bir şey yapmayacağına dair yemin ettiği halde unutarak onu yapacak olursa, bundan sebep kefaret yoktur. Bunu, İmam Ahmed’den olmak üzere bir topluluk aktarmıştır. Ancak talak ve köle azadı bundan müstesnadır; zira o vakit yemin bozulmuş sayılır. Bu, mezhebimizin zahir görüşünü oluşturmaktadır. Bu, Ebu Ubeyde’nin de kavlidir. İmam Ahmed’den bu durumda talak ve köle azadı dahi olsa yeminin bozulmuş olmayacağı görüşü de gelmiştir. Bu ise İshak’ın kavlidir ve Şafii mezhebinin kuvvetli görüşü de bu yöndedir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır.” (Ahzab Suresi 5) Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, ümmetimden hata ve unutarak işlenen şeylerle ikrah altında kaldıkları şeylerin vebalini kaldırmıştır.”
İmam Ahmed’den tüm bunlar hakkında yeminin bozulmuş olacağı görüşü de gelmiştir. Bu durumda kefareti, yemin kefareti şekliyle ödemesi gerekir. Bu ise İmam Malik ve rey ashabının kavlidir. İmam Şafii’nin ikinci görüşü de budur. Çünkü bu tür ameller sebebiyle onu icra etmek amacıyla yemin etmiş olduğundan dolayı, bu durumda sanki bilerek yemin etmiş gibi kabul edileceğinden, yemini de haliyle bozulmuş olur. Sanki talak ve köle azadında bulunarak yemin etmesi gibi değerlendirilir.
el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Bize göre —izahı geçtiği üzere— kefaret, kefareti mümkün olan yeminler hakkında vacip olmaz. Çünkü bu günahın kaldırılması için vacip kılınmıştır; dolayısıyla (unutarak yapması halinde) insanlara bir günah sirayet etmiş olmaz. Talak ve köle azadına gelirsek, bunlar şarta bağlı konulardır ve kasıt olmadığı halde şartı vaki olmuştur. Sanki: “Güneş doğduğunda yahut hacılar geldiğinde boşsun.” demesine benzemektedir.