Had gerektirmeyen bir cinayet ve saldırı sebebiyle meşru olan cezaya denilir. Çünkü temel amaç kendisini bu cinayetten (saldırganlıktan) engellemek, vazgeçirmektir. Tazir’in aslı zaten engellemektir. Tazir’in bir diğer manası da zafer elde etmektir; çünkü kişi düşmanının eziyetlerinden kendini alıkoymuş, zafer elde etmiş olur. İmam Ahmed’den tazir’in miktarı hakkında farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre tazir, on celde cezasından fazla verilemez. Bunu, İshak söylemiştir. Çünkü Ebu Burde’den rivayet edildiği üzere, kendisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Allah’ın koyduğu had cezaları dışında hiç kimseye on kırbaçtan fazla vurulmaz.” Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.
Ondan (İmam Ahmed’den) gelen diğer görüşe göre ise tazir cezası had cezasının seviyesine çıkamaz. Onun “had cezasının seviyesine çıkamaz” kavlinden kasıt muhtemelen meşru olan had cezasının üzerine çıkmamasıdır. Bunu ise Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Buna göre tazir, kırk celde (kırbaç, sopa vb.)’den fazla olmaz. Çünkü bu sınır, kölenin içki ve kazif had cezasıdır. Bu, Ebu Hanife’nin kavlidir. Şayet biz: “İçki haddi kırk sopadır.” dersek, o vakit bu miktar köle hakkında yirmi ve hür hakkında da kırk sopa cezasına ulaşmış sayılmaz. Bu görüş ise Şafii mezhebine aittir.
İbn Ebu Leyla ve Ebu Yusuf ise: Hadlerin en asgarisi seksen sopadır; dolayısıyla tazir cezası yetmiş dokuz sopanın üzerine çıkamaz, demişlerdir. İmam Ahmed’den gelen bir görüşe göre işlenen her bir cinayet, cinsine göre meşru had cezasının miktarına ulaşmayabilir. O vakit farklı bir cinayet cinsinden dolayı icra edilecek olan haddin üzerine fazladan ceza (tazir) vermek caiz olur. Buna göre sebebi cima olan bir cezada doksan dokuz kırbaç cezasını vermek caiz olur, böylece zina haddinden azını tatbik etmiş olur. Sebebi cima olmayan bir ceza ise zaten hadlerin en asgari olan seviyesine kadar ulaşmış değildir.
İmam Malik ise: Devlet başkanı uygun gördüğü zaman had cezasının üzerinde de tazir cezası verebilir, demiştir. (Ama) cezanın, ancak işlenen cürüm ve masiyetlerin miktarı kadar verileceği yönünde cevap verilmiştir. Zira haklarında nassın cezalar getirdiği masiyet ve cürümler, başkasından daha büyük bir konuma sahiptir, öyleyse bu iki durum karşısında daha büyük olan bir cezaya daha az bir cezayı reva görmek caiz olmaz. Daha fazla ceza vermeyi uygun görecek olursak eğer, o zaman daha azı hakkında bir miktarın takdir edilmiş olmayacağı sonucu çıkmış olur. Zira takdir edilmiş olsaydı, bu durumda had sayılırdı. Bunun yanında Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) daha fazlasını takdir etmiş, ancak daha azı hakkında bir takdirde bulunmamıştır. Öyleyse devlet başkanının o kişinin durumuna göre uygun göreceği hale göre içtihadına müracaat edilir.
Tazir cezası darp, hapis ve kınama cezası vermekle de olur. Tazir cezası verilirken kişinin herhangi bir azasını kesmek yahut onu yaralamak caiz değildir. Onun malını da alamaz. Çünkü şeriat, tazir noktasında bunlardan herhangi birisine uyulmasını getirmemiştir. Şüphesiz tazir için vacip olan edep vermektir, edep vermek ise telef etmekle olmaz.