Mürted, üç gün tevbeye davet edilir tevbe etmezse öldürülür. Bu, içlerinde İmam Malik, Sevri, Evzai, İshak ve rey ashabının da yer aldığı ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin iki görüşünden de ilkini oluşturur. Çünkü ıslah edilmesi mümkün iken, bu durumdan evvel (öldürmek suretiyle) kendisini telef etmek caiz olmaz. Bunun durumu, necis olan bir elbiseye benzer.
İmam Ahmed’den gelen diğer bir görüşe göre ise mürted olanın tevbeye davet edilmesi vacip değil, müstehaptır. Bu da İmam Şafii’nin ikinci görüşüdür. Çünkü hadiste: “Kim, dininden dönerse onu, öldürün.” buyurmakta ve tevbeye davet edilmesiyle ilgili bir şey zikretmemiştir.
“Bir adam, Müslüman olmuş sonra da Yahudiliğe dönmüştü. Dinden dönen bu kişi Ebu Musa’nın yanında bağlanmış halde dururken, Muaz b. Cebel de oraya gelip: ‘Bu bağlı adamın hali nedir?’ diye sormuştur. Ebu Musa da ona: ‘Bu zat, İslam’a girmiş, sonrasında da Yahudi olmuştur!’ dedi. Muaz da: ‘Ben, bu dininden dönen adamı Allah’ın hükmü ve Rasulü’nün hükmü olarak öldürmedikçe yere oturmam!’ demiştir. Akabinde emir verildi ve Yahudi öldürüldü.” Burada da tevbeye davet edilmesini zikretmemiştir. Çünkü küfründen dolayı öldürüleceği için tevbeye davet edilmesi zorunlu değildir; sanki asli bir kafir gibi kabul edilir. Bir de tevbeye davet edilmeden öldürmüş olsaydı, bu durumda tazmin gerekli sayılmazdı. Ama buradan murad edilen, tevbeye davet edildikten sonrasıdır. Nitekim Muaz hadisinde de geldiği üzere, söz konusu olan Yahudi öncesinde zaten tevbeye davet edilmiş idi. O vakit öldürme haramlığından dolayı tazmin vacip sayılmaz. Buna dair delil, savaşta bulunan kadın, çocuk ve yaşlıların durumudur.
Tevbeye davet edilmeleri zorunlu olduğuna göre, bilinmelidir ki bunun süresi üç gündür. Bunu, İmam Malik, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Bu, İmam Şafii’nin iki kavlinden de birisini oluşturur. İmam Şafii diğer kavlinde ise: İrtidatının hemen peşine tevbe ederse ne ala, aksi halde riddeti sebebiyle hemen öldürülür. Onun iki kavlinden en sahih olanı da budur. el-Haraki’nin sözünün zahirinden anlaşıldığı üzere, tevbe ederse bu tevbesi kabul edilir, nasıl bir küfür işlemiş olsa dahi öldürülmez. Nasıl bir küfür işlemiş olursa olsun, ister küfrü noktasında kendisini zındık olarak gizlemiş olsun veya gizlememiş olsun, fark etmez. Bu, Şafii mezhebine göre böyledir. İmam Ahmed’den gelen iki kavlinin ilki de bu yöndedir. Ondan gelen diğer görüşe göre ise zındık ve küfrü tekrar olan kimsenin tevbesi kabul olmaz. Bu ise İmam Malik, Leys ve İshak’ın kavlidir. Ebu Hanife’den de bu görüş gibi iki farklı kavli gelmiştir.
Ezcümle; tevbelerinin zahirde kabulü noktasında imamlar arasında söz konusu olan ihtilaf, dünyaya taalluk eden hükümlerde, öldürülmelerinin terkî ve haklarında İslam hükümlerinin sabit olması kapsamında ele alınmaktadır. Bunun yanında tevbe edip batinen ve zahiren küfrü terk etmiş olanları, batinen de Yüce Allah’ın tevbelerini kabul etmesi ve onları bağışlaması hususunda elbetteki bir ihtilaf yoktur.