Akîlesi olmayan kimselerin diyeti Beytü’l Mâl’den ödenir mi, bu konuda iki görüş vardır:
Diyet Beytü’l Mâl’den ödenir: Bu, Şafiî mezhebinin görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hayber’de öldürülen Ensarlı bir kişinin diyeti olarak Beytü’l Mâl’den ödeme yapmıştır. Katilin varisi olmadığında Müslümanlar onun varisi sayılır; dolayısıyla asabe ve köleleri bulunmayan kimse için diyeti Müslümanlar öder.
Diyet Beytü’l Mâl’den ödenmez: Çünkü Beytü’l Mâl, kadınların, çocukların, delilerin, fakirlerin ve akîlesi olmayanların hakkıdır. Bu yüzden, kendilerine ödeme vacip olmayan kimselere buradan harcama yapılması caiz değildir. Ayrıca diyet, asabeye ait bir sorumluluktur; Beytü’l Mâl ise asabe değildir, o kapsamda değerlendirilemez. Hayber’de öldürülen kişiyle ilgili olay ise bağlayıcı bir delil sayılmaz. Çünkü o Yahudilere ait bir maktuldür. Beytü’l Mâl’in kâfire diyet ödemesi söz konusu değildir. Hz. Peygamber’in yaptığı ise onlara bir lütufta bulunmasıdır. Onlar da “şüphesiz biz ona varis olmuşuzdur” demişlerdir.
Bu görüşe cevap olarak denmiştir ki: Bu diyetin Beytü’l Mâl’den verilmesi miras değil, fey’dir. Ayrıca asabe olmadıkça varise diyet vacip değildir. Fakat varis olmasa bile asabeye diyet vaciptir. Dolayısıyla akîlesi yoksa tüm diyet Beytü’l Mâl’den ödenir. Ama akîlesi varsa, sadece kalan kısım Beytü’l Mâl’den karşılanır.
Beytü’l Mâl’den ödeme yapılacaksa, bu ödeme peşin mi yoksa üç yıl içinde taksitle mi yapılır? Bu hususta da iki görüş mevcuttur.
Beytü’l Mâl’den ödeme mümkün değilse, o zaman katile ödeme yükümlülüğü getirilmez. Bu, İmam Şafiî’nin iki görüşünden biridir. Zira diyet başlangıçta akîle tarafından ödenir. Ödemesi vacip olmayan kimseye sorumluluk yüklenmez; sanki katil yok hükmünde kabul edilir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Katil tarafından diyeti ödeme imkânı olmasa dahi, onun üzerine bu diyetin vacip olduğu açıktır. Bu, İmam Şafiî’nin diğer görüşüdür. Nisa Suresi 92. ayetinin genel ifadesi de bunu gerektirir. Ayrıca delilin geçtiği mahalde cebren diyetin cani üzerine vacip olduğu ortaya çıkar. Akîle bu yükümlülüğü alıyorsa, onun yokluğunda vecibe katilde kalır. Kanın zayi edilmesi söz konusu olamaz, çünkü bu Kitap, Sünnet ve şeriatın genel usulüne aykırıdır. Öyleyse diyetin ödenmesi kesinleşir. Hataen öldüren kimseye diyetin vacip oluşu, bu ilkeden kaynaklanır.
Diyetin başlangıçta akîleye vacip olduğunu söylemek doğru değildir. Çünkü diyet önce katile vaciptir, sonra onun yerine akîlesi bunu yüklenir. Diyetin başlangıçta akîleye ait olduğunu söyleyen kimse, katil mevcut değilse akîlenin de yükümlü olmayacağını kabul etmek zorunda kalır. Bu da hatalıdır.