Hata diyetinin beşte bire bölüneceği noktasında mezhebimiz arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Yirmi bintu mehaz (iki yaşına girmiş dişi deve), yirmi benu mehaz (iki yaşına girmiş erkek deve), yirmi bintu lebün (üç yaşına girmiş dişi deve), yirmi hıkka (dört yaşına girmiş dişi deve), yirmi cezea (beş yaşına girmiş erkek deve) olarak beşe ayrılır. Bu, rey ashabının görüşüdür.
Nitekim bu minvalde Abdullah b. Mesud’un yaptığı rivayete göre, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hataen öldürmede diyet olarak yirmi hıkka, yirmi cezea, yirmi bintu mehaz, yirmi bintu lebün ve yirmi benu mehaz vardır.”
Leys, İmam Malik ve İmam Şafii de hataen öldürme diyetinin beşte bir olduğunu söylemişlerdir; ancak onlar “benu mehaz” yerine “benu lebün”ü kabul etmişlerdir. el-Muvaffak der ki: Bunu Said, Sünen’inde bu şekilde Nehai’den, o da İbn Mesud’dan nakletmiştir.
el-Hattabi şöyle demiştir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edildiğine göre, O Hayber’de öldürülen kişinin kanını heder kılmayı istemedi de zekât develerinden yüz tanesini onun diyeti olmak üzere vermiştir. Dolayısıyla zekât develerinin kısımlarında benu mehaz yoktur.
Ebu Sevr ise tüm diyetlerin —hata diyeti gibi— beş kısma ayrılacağını söylemiştir. Ondan nakledildiğine göre kasıtlı diyet daha ağırdır, şüpheli kasıt ve hata diyeti ise beş kısma ayrılır. Çünkü şüpheli kasıt diyeti akîle yüklenir. Buna göre hata diyeti gibi beşe bölünür. el-Muvaffak şöyle demiştir: Hayber’de ölenin diyetine gelince, bu onların lehine bir delil sayılmaz. Çünkü Hayber ehlinin öldürülmesini onlar kasıtlı olarak işledikleri için, o diyet kasden öldürenin diyeti sayılır ve bu diyet de zekât develerinden verilir. Ayrıca bu olayda söz konusu olan, hataen öldürme değil, kasıtlı öldürmedir. Ebu Sevr’in sözü ise zikrettiğimiz rivayetlere terstir, dolayısıyla bu görüşe iltifat edilmez.
el-Muvaffak şöyle de demiştir: Hata ile öldürme sebebiyle diyetin akîle üzerine olacağı konusunda ilim ehli arasında bir ihtilaf olduğunu bilmiyoruz. İbn Münzir der ki: Kendilerinden ilim aldığım her bir âlim bu noktada icma etmiştir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den, hata sebebiyle diyetin akîle üzerine olacağına dair hadisler gelmiş ve ilim adamları da bunun üzerinde icma etmişlerdir. Bunun yanında onlar, hata diyetinin üç sene içerisinde kısım kısım ödeneceği hususunda da ihtilaf etmemişlerdir. Akîle’nin yüklendiği her bir diyetin peyderpey verilmesi vacip olur. Akîle’nin yüklenmediği her bir diyetin ise peşin ödenmesi vaciptir. Çünkü bu, telef edilen bir şeye bedel olduğundan dolayı hemen ödenmesi gerekir. Akîle’nin yüklendiği durumda ise, bu bir teselli ve onur meselesi olduğundan, yüklenen kimseye bir kolaylık olarak taksitlendirilmiş olur. Cânî dışındakilerin yükümlülüğü esas olanın dışına çıkıldığı için olduğu gibi, erteleme de bu esasın dışına çıkmak anlamına gelir.
Katilin diyetten bir şey vermesi gerekmez. Bunu İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu minvalde gelen Ebu Hureyre hadisine göre: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kadının diyeti hakkında akîlesinin üzerine olacağına dair hüküm verdi.” Bu da diyeti tamamen onların üzerine vacip kılar. Ayrıca kefaret, katilin kendi malı üzerine vaciptir. Bu da diyetin yarısı yahut daha fazlası kadar bir yükümlülüktür. Bu sebeple katilin diyetten ayrıca bir şey vermesi gerekmez.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Katil de akîleden biri gibi kabul edilir. Nitekim akîle, katile ödeme konusunda yardım ettiği için, diyet de onlar üzerine vacip olur ve katile ayrıca pay da düşebilir.