İmam Ahmed’den kasden öldürmenin neyi gerektireceği noktasında farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre, onu gerektirecek olan kısasın bizzat aynî olanıdır. Bu görüşü İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe de benimsemiştir. Onlar bu noktada Yüce Allah’ın şu buyruğunu gerekçe göstermişlerdir:
“Öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı).” (Bakara Suresi, 178)
Farz kılınmış olan bir şeyde muhayyerlik (seçim serbestliği) olmaz.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Kasden kim (adam) öldürürse bu, kısas olur.”
Bu, olayın farklılık arz etmesi sebebiyle bedel gerektirdiğini, bedelin de aynen diğer telef edilen şeylerde olduğu gibi, misliyle karşılanması gerektiğini ifade eder.
Nakledildiğine göre kısas, iki şeyi gerektirir: Kısas yahut diyet.
Zira diyet, cana bedel iki yoldan birisidir. Yani diyet, canın tam karşılığıdır; can bedelindendir denmez ama onun yerine geçer.
el-Muvaffak şöyle demiştir:
Hadis, kısasın vacip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır ve biz de aynı kanaatteyiz. Öldürme, diğer telef edilen şeylerden farklıdır; zira burada kasıt olup olmaması hükmü etkiler. Oysa diğerlerinde bu fark yoktur.
İmam Şâfiî’nin de bu konuda iki farklı görüşü gelmiştir.
Eğer denilirse ki: “Kısası gerektiren aynıdır,” bu durumda affedip diyete yönelme hakkı olur. Af da mutlak olur. Kısası affettiğinde hiçbir şey vacip olmaz. Bu, Şâfiî mezhebinin kuvvetli görüşüdür.
Eğer mal olmaksızın kısas affedilirse, yine hiçbir şey vacip olmaz.
Ama diyetten bir kısmını affedecek olursa, bu affı geçerli olmaz; çünkü o henüz vacip değildir.
Eğer denilirse ki: “Kısas aynî değil, sadece iki şeyden birisini gerektirir,” ve mutlak şekilde kısas affedilir yahut diyete gidilirse, o zaman diyet vacip olur. Çünkü bu iki seçenekten biri terk edilirse, diğeri vacip hale gelir. Diyet tercih edilirse, bu durumda kısas düşer.
el-Muvaffak şöyle der:
Eğer bir veya birkaç katilden diyeti almayı tercih ederlerse, bu takdirde caninin izni olmadan da onların bu hakkı doğar. Bu görüş, Said b. el-Müseyyeb, İbn Sîrîn, İmam Şâfiî, Atâ, Mücâhid, İshâk, Ebû Sevr ve İbn Münzir tarafından da benimsenmiştir.
Nehaî, İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe ise şöyle demiştir:
Bu durumda velilerin sadece öldürme hakkı olur; ancak caniyle rızaya dayalı bir anlaşma yapılırsa diyet caiz olur. Bizim görüşümüz doğrultusunda İmam Mâlik’ten de bu yönde bir rivayet gelmiştir.
el-Muvaffak şöyle der:
Bizim lehimize Yüce Allah’ın şu buyruğu vardır:
“Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa, artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir.” (Bakara Suresi, 178)
İbn Abbas şöyle der:
İsrailoğullarında sadece kısas vardı, diyet yoktu. Yüce Allah bu ümmete hitaben buyurdu:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi tarafından bağışlanırsa, artık hakkaniyete uymalı ve o diyeti güzellikle ödemelidir.” (Bakara Suresi, 178)
İbn Abbas “fe men ufiyye” ifadesini şöyle tefsir eder:
“Affetmek, kasden öldürmede maktulün velisinin katilden diyet kabul etmesi ve kanı bırakmasıdır.”
Yine “fe’tibâu bil-ma‘rûf” ifadesini şöyle açıklamıştır:
“Maktulün velisinin katilden diyeti ma‘ruf (örfe uygun) şekilde istemesi ve katilin de güzellikle ödemesi.”
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kimin bir kimsesi öldürülürse, o şu iki şeyden birisini seçer: Ya fidye (diyet) verir veyahut kısas uygulanır.”
Bu hadis Buhârî ve Müslim tarafından rivayet edilmiştir.
Ebû Şüreyh’ten rivayet edildiğine göre, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Huzâa! Şüphesiz bu adamı siz öldürdünüz. Allah’a yemin olsun ki ben bunun tazminini (bedelini) alacağım. Bundan böyle her kimin bir kimsesi öldürülürse, şu iki şeyden birini seçer: İster öldürür, isterse diyet alır.”
Çünkü tazmini olan bir öldürmede, ibra (affetme) olmadan kısas düşecek olursa, mal (diyet) sabit olur. Bu da, kimi verese sahiplerinin affetmesine benzer.
Bu durum, diğer telef edilen şeylerden farklıdır; zira onlarda karşılık, cinsinden ödenir. Ancak burada (öldürmede), hata ve kasıt gibi farklılıklar sebebiyle karşılık cinsinden değil, sonuç açısından değerlendirilir.
O vakit kasden öldürme durumunda, hata bedelinden razı olunursa, bu geçerli olur; çünkü kişi bazı haklarını bizzat kendi eliyle düşürmüştür. Ayrıca, katilin kendi canını diyete mukabil yaşatması mümkün olduğundan, bu durum onun lehine elzem olur.