Bir kimse bir adamı yaralayacak olur, ardından da yara deşilmeye yüz tutmuş iri bir çıban vb. halini almadan evvel adamın boynunu vuracak olursa, bu konuya dair iki durum söz konusu olur:
O vakit maktulün velisi kısası tercih edebilir. İmam Ahmed’den bu noktadaki infaz keyfiyeti hakkında farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre, adama karşılığında kısas olarak sadece kılıçla boynu vurulur. Sevri, Ebu Yusuf ve Muhammed de bunu söylemişlerdir. Çünkü hadiste: “Kısas ancak kılıçla icra edilir.” buyrulmuştur. Bir de kısas, cana bedel bir kısmı oluşturduğundan, bu yönüyle —diyette olduğu gibi— bu taraf genel hükme dahil olmuş olur.
İnfaz edenin, adamın (katilin) bir tarafını kesme, sonra da onu öldürme hakkı vardır. Bu ise Malikî, Şafiî, Ebu Hanife ve Ebu Sevr’in mezhebini oluşturur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Size kim saldıracak olursa, siz de onlara karşı aynı yöntemle mukabelede bulunun.” (Bakara Suresi: 194) Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Ensarlı olan cariyenin haber verdiği Yahudiye kısas uygulayarak onun başını iki taş arasında ezdirip öldürtmüştür.
Şüphesiz kısas, karşısındakinden misli olarak hakkını almak demektir, “kısas” lafzı bunu içermektedir. Öyleyse boynunu vurmuş olması yahut başkasını icra etmiş olması sebebiyle maktulün velisi de karşısındakinden aynı hakkını alması gerekli olur.