"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İddet bekleyen kadının evlenmesi

İcmaya göre -hangi iddetinde olursa olsun- kadının iddet beklerken evlenmesi caiz değildir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikah kıymaya kalkışmayın.” (Bakara Suresi: 235)

Şüphesiz iddet ile ancak kadının rahminin (çocuktan) beri olup olmadığı bilinmiş olur ki, bu şekilde sular (meniler) iç içe girmiş olmasın ve nesep de birbirine karışmasın. Eğer iddet bekleyen kadın bu iddeti esnasında evlenecek olursa, bu evliliği geçersiz olur, erkekle kadının arasını ayırmak da vacip olur. Erkek kadınla cinsel temas kurmazsa, iddet haliyle devam eder ve ikinci evlilik sebebiyle iddet bitmiş olmaz. Cinsel temas yapması durumunda ise iddet kesilmiş olur, ister bunun haram olduğunu bilsin yahut bilmesin, fark etmez.

Ebu Hanife bu durumda iddetin bitmeyeceğini ifade etmiştir. Çünkü kendisinden iddet beklemeyen kimsenin yatağı sayılmış olmakla bu, onun iddetine bir engel oluşturmuş olmayacaktır, sanki karısı olduğu şüphesiyle cinsel temas kurmasına benzemiş olur. O vakit kadın, kocasının yatağı olsa dahi iddetini beklemek durumundadır.

İmam Şafii ise şöyle demiştir: Kadının iddet beklemekte olduğunu ve onunla ilişki kurmasının haram olduğunu da bildiği halde onunla cima ederse, o vakit zina etmiş sayılır. Onunla cinsel temas kurması sebebiyle de iddeti bitmiş olmaz. Çünkü o zaman onun yatağı (ona ait yatağından olan ilişki) sayılmış olmayacağından dolayı nesebi de ona ilhak olmaz. Ama kadının iddet döneminde olduğunu yahut onunla cinsel temas kurmasının haram olduğunu bilmeyecek olur da onunla cima ederse, o zaman temas sebebiyle iddeti biter. Zira bu durumda onun yatağı sayılmış olacak, iddetle de kasdedilen onun (haram bir nesepten) beri olmasıyla şekillenmiş olacaktır. Kadının ona ait yatağı olması ise bunu nefyeder; dolayısıyla onu kesmiş olması gereklilik arz eder.

el-Muvaffak der ki: Bize göre bu durum, şüpheli evlilik akdi gibi değerlendirilir. Sanki bilmiyormuş gibi kabul edilir; dolayısıyla iddeti de kesilmiş olur. Onların: “Onun yatağı (ona ait yatağından olan ilişki) sayılmış olmayacağı…” şeklindeki sözlerine gelince, biz deriz ki: Ancak bu durumda ilk kocasıyla kurdukları ilişki sebebiyle doğacak olan çocuğun nesebine ilhak olmaz. Şüphesiz ikisi farklı şeylerdir.

İkisinin arası ayrıma tabi tutulduğunda, o vakit kadının ilk iddeti tamamlaması gerekli olur. Çünkü erkeğin hakkı daha önceliklidir ve iddeti de sahih bir evlilikteki cinsel temastan dolayı gereklilik arz etmiş olur. Dolayısıyla kadın birinci iddeti tamamladığında, sonrasında ikinci iddeti beklemesi vacip olur. İki iddeti iç içe sokamaz; çünkü bunlar iki ayrı kocadan dolayı söz konusu olmuştur. Bu, Şafii mezhebine ait görüştür. Nitekim Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin kavli de bu istikamette gelmiştir. Onlara sahabe içerisinde muhalefet edenin çıktığı ise bilinmiyor.

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: O vakit iki iddet iç içe sokulabilir, ikincisinden ayrılmasından sonra üç kuru’yu yerine getirir, o zamanda birinci ve ikinci iddetten geride kalanı olur. Çünkü iddetten kasıt, rahmin beri olmasını bilmektir. Bununla ise her ikisi hakkında hep birlikte rahmin beri olması elde edilmiş olmaktadır.

Adam eğer karısıyla hu’î yapar yahut nikahını feshederse, o takdirde içlerinde İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabının da yer aldığı cumhur fakihlerin görüşüne göre iddetinde iken karısıyla evlenme hakkı olur. Çünkü iddet, nesebi muhafaza altına almak ve suyu (meniyi) korumak demektir. Halbuki sahih bir nikahtan olması halinde erkeğin suyunun diğer erkeğin suyundan korunması olmaz. Öyleyse kadınla evlenirse iddet de bitmiş olur. Son dönem alimlerinden bazıları kural dışı (şaz) bir görüş olarak şunu söylemişlerdir: Bu durumda o kadınla evlenmesi de nişanlanması da helal olmaz; çünkü iddet beklemektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hamilelik-suresi/,https://kutsalayet.de/mefkudun-kaybolan-hukmu/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız