Adam karısını boşar, kadın da kuru sahiplerinden olduğu halde adetindeki hayızı görmez ve onu neyin kaldırmış (kesmiş) olacağını da bilmezse, o zaman bir sene iddet bekler. Bunun dokuz ayı genelde hamile süresi içindir. Eğer bu süre içerisinde hamileliğine dair bir şey belli olmazsa, zahiren rahminin beri olduğu anlaşılmış olur ve bundan sonra evlenme ümidi kalmayan kadınların iddeti olarak üç ay iddet bekler.
İmam Şafii ise: Bu, Hz. Ömer’in, Muhacir ve Ensar arasında verdiği hükümdür. Bildiğimiz kadarıyla onlardan bu noktada ihtilaf eden de çıkmamıştır, der. Bunu, İmam Malik ve iki görüşünden birisine göre de İmam Şafii söyler. Zira İmam Şafii’nin aktardığına icma bunu ifade etmektedir. Bir de iddetten kasıt, kadının rahminin temiz olup olmadığının bilinmesidir. Bu ise rahmin çocuktan arınık olup olmamasıyla elde edilir ve bununla bilgi sahibi olunur.
Diğer görüşüne göre İmam Şafii şöyle der: Hamile süresinin en fazlası olan dört sene kadar iddet bekler sonra da üç ay bekler. Çünkü bu zaman dilimi ile kadının rahminin beri olacağı kesinlik kazanmış sayılır. Dolayısıyla da ihtiyaten buna uyulması zorunludur.
Yeni görüşüne göre ise İmam Şafii: Bu durumda kadın hayız oluncaya yahut evlenme ümidi kalmamış bayanların yaşına ulaşıncaya değin ebedi olarak iddet içinde olmuş olur ve o vakit üç ay iddet bekler, demiştir. Bu, Sevri, Ebu Ubeyd ve Irak ehlinin de görüşünü oluşturur. Çünkü aylara bağlı iddet beklemeleri, ümitsizlik sonrasında ortaya koyulmuş olduğundan, öncesinde bunun icra edilmiş olması caiz değildir. Burada ise kadın evlenme ümidi kalmamış bir kadın sayılmaz. Bir de kadının kanının geri avdet etmesi ümit edileceğinden, aylara bağlı olarak iddet beklemesi söz konusu olmaz. Bu, sanki bir arızi sebepten dolayı kadının hayızının uzaması gibi değerlendirilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Eğer kesinliğe bakılacak olursa, o zaman kuru ve evlenme ümidi kalmayan kadınlar hakkındaki hamile müddetinin en asgarisine itibar edilir. Çünkü o vakit iddet süresinin uzamış olmasıyla kadınlara bir tür zarar isabet etmiş olur. Zira kocalarına yakınlaşmaktan engellenmişlerdir ve sürekli bir hapse duçar kalmışlardır. Koca da bu sefer kadına bir ev bulması ve nafaka temin etmesi sebebiyle zorluk çekmiş olacaktır.
Sene içerisinde hayız -velev ki sonuna doğru olsun- kadına geri dönecek olursa, o zaman kuru hükmüne intikal etmesi gerekli olur; çünkü aslolan kuru’dur ve o sebeple de bedel hükmü iptal olur.
Kadın, bir yahut iki hayız görüp de sonrasında hayızı kalkacak olur ve bu hayızını neyin kaldırmış olacağını da bilmeyecek olursa, bu durumda onun iddeti -hayızın bitmesinden itibaren olmak üzere- bir sene geçmedikçe kesintiye uğramış olmaz. Nitekim bu noktada Hz. Ömer’den rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir: “Boşanıp bir ya da iki hayız gördükten sonra hayız (adet) görmemeye başlayan bir kadın, dokuz ay bekler, hamile olduğu anlaşılırsa iddeti, çocuğu doğurunca sona erer. Hamile değilse, dokuz ayı müteakip üç ay daha bekler, sonra iddeti bitmiş olur, başka biriyle evlenebilir.”
el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Bu hususta ona muhalefet edenin olduğunu bilmiyoruz. İbn Munzir ise şöyle demiştir: Bu konuda Hz. Ömer, Muhacir ve Ensar arasında hüküm vermiş ve kendisine ihtilaf eden de çıkmamıştır.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bu, ilk mesele hakkında muvafakat etmiş olduklarımızın görüşünü oluşturur. Çünkü kadının hayızı kesintiye uğradığında artık o şüpheli bir kadın halini almış olur. O vakit bir seneyi beklemek şekliyle iddete intikal etmesi de kaçınılmazdır, sanki boşamasının peşine hayızının kesilmesi gibi kabul edilir. Dolayısıyla tam bir sene iddet beklemesi gerekir; zira bu iddeti başka bir iddete bina edilemez.
Eğer kadının adeti gereği olmak üzere iki hayızının arası uzamış oluyorsa, bu durumda -ne kadar da uzamış olsa- üç hayız görünceye değin iddeti bitmiş olmaz. Çünkü kadın, hali hazırda adeti üzere kuru sahiplerinden kalmaya devam etmiş olmaktadır.
el-Muvaffak der ki: Bu hususta muhalefet edenin olduğunu bilmiyoruz.