Bu konu hakkında İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Kadın, üçüncü hayız görmesinden dolayı gusül almadığı sürece iddet beklemekte olduğundan, o vakit kocasının kendisine rücu etmesi mübah olur ve başkasıyla da kadının evlenmesi helal olmaz. Bu, Said b. el-Müseyyeb, Sevri ve İshak’tan rivayet edilmiştir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, kadın iddet dönemi içerisinde olur ve vakti içerisinde temizlendiği namaz vaktini geçirinceye değin de kocası kendisine rücu edebilir. Bu ise Sevri’nin kavlidir. Ebu Hanife ise: Kan kesilecek olursa, hayızın en çoğunu tedvin eder, ama çoğu kesilecek olursa, kesilmesi hasebiyle iddet de bitiverir, demiştir. Bu durumdaki kadının gusül almasına itibar etmek sahabenin büyüklerinin kavlini oluşturmaktadır. Onlara dönemleri içerisinde muhalefet eden olmadığından bu, bir icma halini almış oldu.
İkincisi: Kadın, üçüncü hayız görmesinden dolayı temizlenmesi ve kanının kesilmesi suretiyle iddeti bitmiş olur. Bu görüşü, Ebu’l Hattab tercih etmiştir. Bu, Evzfü ve eski görüşüne göre İmam Şafii’nin görüşüne aittir. Çünkü Yüce Allah: “Kendi başlarına üç kuru müddeti beklerler.” (Bakara Suresi 228) şeklinde buyurmuştur. Nitekim kuru müddeti tastamam gerçekleşmiştir; zira buna dair delil, kadının gusül almasının, namazını kılmasının ve orucu tutmasının vacip olması ve o vakit bunların kendisinden sahih olmuş olduğudur. Bir de miras da, talakın vaki oluşunda, lian ve nafaka konusunda iddet hükmü ortada olmayacağından dolayı, üzerinde bulunduğumuz görüş de böyle sayılmaktadır.
Eğer biz: “Kuru, temizlik dönemidir.” dersek, erkek de karısı temiz iken onu boşayacak olursa, üçüncü hayızdan dolayı kanı görmesiyle iddeti bitmiş olur. Karısı hayız iken onu boşayacak olursa, o vakit dördüncü hayızdan dolayı kanı görmesiyle iddeti bitmiş olur. Bu, İmam Malik ve Ebu Sevr’in görüşüdür. Aynı zamanda bu, Şafii mezhebinin zahir görüşünü de oluşturur. Ondan başka gelen bir görüş şöyledir: Söz konusu olan kanın fasit kan olması caiz (mümkün) olması hasebiyle, kanın bir gün bir gece geçmedikçe iddet de bitmiş olmaz. Dolayısıyla bu ihtimal gitmedikçe iddetin bitmiş olduğuna dair hüküm veremeyiz.
el-Muvaffak der ki: Bizim görüşümüz şu yönde olmuştur: Yüce Allah, iddeti üç kuru süresi kılmıştır. Buna göre söz konusu olan bu iddetten fazlasını ortaya koymak, nassa muhalefet etmek demek olur ve buna da çıkar bir yol yoktur. Bunun yanında isimlerini zikrettiğimiz sahabelerin görüşü de böyle gelmiştir. Onların: “Söz konusu olan kanın fasit kanı olması caizdir.” sözlerine gelince, buna da biz şöyle cevap veririz: Bir defa kadının hayız olması halinde namaz kılmasının ve kocasıyla ilişki yapmasının haram kılınmış olmasıyla diğer hayız ahkamına ait durumu nasıl ki ifade edilip ortaya konmuş ise iddetinin bitmesi halinde ortaya çıkacak olan durumu da bu şekilde ortaya konmuştur. Sonra iddetin bittiğine dair hüküm vermedeki bekleyişi ihtimalden kaynaklanıyor da, o vakit hayız olduğu ortaya çıkmış olursa, bilmiş oluruz ki bu iddet kadının kanı görmesi durumunda bitmiş olacaktır. Ancak bu görüşü ileri sürenler, farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Zira onlardan kimisi: “İddet bir gün bir gece …” derken, kimisi de: İddetten dolayı bir şey olmaz, sadece kanın kesilmesiyle bu ortaya çıkar.” demişlerdir. Fakat bizler kadını, bir gün bir gece geçmediği sürece onu evlenmekten engelleriz, bunun yanında erkek karısına bu zaman diliminde rücât ederse, bu ricât geçerli olmaz. Bu ise iki görüşten en sahih olanıdır.
İçlerinde İmam Malik, Sevri, İmam Şafii, İshak, Ebu Sevr ve rey ashabının da yer aldığı ilim ehlinin çoğu, cariyenin iddeti iki kuru müddetidir, demiştir. İki görüşten birisine göre ise ikinci hayız görmesinden dolayı yıkanmasıyla iddeti bitmiş olur. Diğer bir görüşe göre de ikinci hayızdan sadır olan kanın kesilmesiyle bitmiş olur. “Kuruların temizlik dönem olduğunu” söyleyen görüşe göre ise cariyenin iddetinin bitişi, ikinci hayızdaki kanın görülmesiyledir.