İki görüşten en kuvvetli olanına göre, kefaret konusunda itibar edilecek olan, (bunu ödeyene kefaretin) vacip olma halidir. Bu, İmam Şafii’den gelen görüşlerden de birisini oluşturmaktadır. Çünkü kefaret, temiz ve paklık üzere vacip olurken, bunda itibar edilecek olan -had konusunda olduğu gibi- vacip olma halidir. Yahut da deriz ki: Kefaret konusunda üzerine oruç vacip olanın, başkasını yerine getirmesi gerekmez, tıpkı azad olan köle gibi. Bu görüşe göre kefaret ödeyen şahsın zenginliği ve fakirliği, kefaretin üzerine vacip olma haline göre itibar görür.
Kefaret ödemesi vacip olan zaman dilimi içerisinde eğer adam zengin ise köleyi azad etme vücubiyeti kesinlik kazanır ve sonrasında fakirleşmesiyle bu üzerinden sakıt olmaz. Eğer o zaman diliminde adam fakir ise o vakit oruç tutması farz olur ve sonrasında zenginleşecek olması durumunda artık köleyi azad etmesi gereklilik arz etmez.
Diğer görüşe göre, itibar edilecek olan, vacip olma zamanından kefaret zamanına kadar olan hal ve durumların en ağır olanıdır. Buna göre kefaret zamanına değin vacip olma zamanı arasında eğer azad edilecek bir köle bulunacak olursa, o vakit sadece azad etmekle bu kefaret yeterli olur. Bu, İmam Şafii’nin ikinci görüşünü oluşturur. Zira bu, malın mevcut olması yanında zimmette gereklilik arz eden bir hak olduğundan, o takdirde bunda -hacda olduğu gibi- hal ve durumların en ağır olanına itibar edilir.
(Ama) haccın, kişinin tüm ömrü boyunca herhangi bir zaman diliminde gerçekleştirilebileceği yönünde cevap verilmiştir. Dolayısıyla söz konusu vaktinin bir bölümünde bunu yapmaya imkân bulacak olursa, bu vacip olur, ancak bizim bu konumuz bundan farklıdır.
İmam Şafii’den üçüncü görüşe göre ise itibar edilecek olan eda halinedir. Bu, Ebu Hanife ve İmam Malik’in de görüşüdür. Çünkü bu, ona ait bir hakkıdır, cinsi dışında değiştirmiş olacağından, bu noktada itibar edilecek olan da -tıpkı abdestte olduğu gibi- eda halidir. Bunun farklı şeyler olacağı yönünde cevap verilmiştir. Dolayısıyla eğer teyemmüm alıp sonra su bulacak olursa, bu teyemmümü bozulmuş olur. Burada ise durum farklıdır, eğer oruç tutarken sonrasında köle azad etmeye muktedir olursa, bu orucu bozulmuş olmaz. Abdest konusunda itibar edilecek şey, eda haliyle söz konusu olmaz; çünkü bunu eda etmek, onu icra ve amel etmektir, buna itibar etmek demek değildir. İtibar etmek ise ancak namazı eda etmekle olur, ki bu da abdest değildir.
el-Muvaffak der ki: Sonra onların, azad olduğu vakit köle hakkında ileri sürdükleri ifadeler geçersizdir. Çünkü ileri sürdükleri bu görüşlerinin yanında, kölenin azad edilmesine intikal edilmesi gereklilik arz etmez. Adam zenginleşecek olur da köle azad etmeye intikal etmek isterse, bu durumda -yeminini bozan köle olmadığı sürece- bunu gerçekleştirmesi caiz olur. Ama köle olursa o vakit azad etmiş de olsa onun oruç tutması gerekmektedir. Çünkü köle azad etmek, bu bağlamda asıldır, o nedenle -diğer asıl konularda olduğu gibi- bunun da caiz olması gerekli olur. Ama acizlik durumu devam eder ve oruca devam etmek durumunda kalırsa, o vakit -mezhebimiz içerisinde ihtilafsız olarak- köle azad etmeye intikal etmesi zorunlu olmaz. Bu, İmam Malik, Evzai, Leys, İmam Şafii ve Ebu Sevr’in de mezhebini oluşturmaktadır.
Sevri ve rey ashabı ise o vakit köleyi azad etmesinin zorunlu olacağı görüşüne sahip olmuşlardır. Çünkü bedelle olmak üzere farzı eda etmesinden önce aslına muktedir olmuştur; dolayısıyla ona tekrar avdet etmesi gerekir, tıpkı namazdan önce yahut namaz esnasında suyu bulan teyemmümlü gibi değerlendirilir.
el-Muvaffak der ki: Bize göre bu durumdaki kişi, oruç tutmadan evvel köle azad etmeye muktedir olamamıştır. O nedenle de oruç kendisinden sakıt olmayacaktır, tıpkı orucun bitişine değin köle azad etmekten aciz olmasına benzer. Abdest konusuna ise benzemez; zira teyemmümden sonra suyu bulacak olursa, teyemmümü iptal olur, burada ise durum tersinedir. Çünkü bedel olarak tuttuğu oruç aşamasından sonra söz konusu olan ameli tebdil edecek (değiştirecek) bir durum mevcut olduğundan, o vakit diğerine intikal etmesi zorunlu olmaz. Bu, tıpkı (hediy kurbanı kesemediği için onun yerine kefaret olarak) yedi gün orucunu tuttuktan sonra, hediy kurbanı bulan mutemetti (temettu haccı yapan)’in durumu gibi kabul edilir.