Kölenin kefareti oruç tutmasıyla olur. Çünkü Yüce Allah: “Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lazımdır.” (Nisa Suresi 92) buyurmuştur. Şüphesiz kölenin, (köle) azad etme imkânı ve durumu yoktur, bu haliyle zor durumdaki hür erkeğin durumu gibidir, hatta ondan daha da kötü bir durumdadır.
el-Haraki’nin görüşünün zahirinden anlaşıldığına göre, bu durumda efendisi (köle) azad etmesine izin verse de vermese de, onun oruçtan başkasını yapmasıyla kefaretinin yeterli gelmeyeceği ifade edilmiştir. Bu görüş, el-Hasen, Ebu Hanife ve İmam Şafii’den de aktarılmıştır. Çünkü köle, bir mal hükmünde ele alındığından, o vakit kendisi bir malı temlik etmeye hak sahibi değildir. Bu nedenle mal vermekle onun ödeyeceği kefareti başkasının malıyla eda etmiş olacağından, bu onun kefareti için yeterli ve caiz olmaz. Nitekim bu, kefareti noktasında başkasının kölesini azad etmesine benzemektedir.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüş şöyledir: Mal vererek kefaret ödemesine eğer efendisi izin verecek olursa, bu caiz olur. Bu, Evzai ve Ebu Sevr’in mezhebidir. Çünkü efendisinin izin vermesi durumunda mal ile kefaret ödemeye muktedir olmuş sayılacağından, o vakit -hür bir adam gibi- bunu gerçekleştirmesi de caiz olur. Bu görüşe göre oruç tutmaktan aciz olması halinde yoksul doyurarak kefaretini ödemesi caizdir. Peki, köle azad etme hakkı var mıdır? İşte bu noktada iki görüş vardır:
Bu, kefareti için yeterli gelmez. Bu görüş, İmam Malik’ten de aktarılmıştır. Nitekim kendisi: “Umarım yoksulu doyurması kefareti için yeterli olur.” demiştir. Bu görüşe arkadaşı olan Ebu’l Kasım ise karşı çıkmıştır. O ise: “Ancak oruç tutarak bu kefareti yerine gelmiş olur.” demiştir. Çünkü azad etme, vela, velayet ve mirası gerektirmektedir, halbuki bunlar köle için söz konusu değildir.
(Köle) azad etmesi, kefareti için yeterlidir. Bu ise Evzai’nin kavlidir. Çünkü yoksul doyurarak kefareti yeterli gelenin, azad etme ile de kefareti yeterli gelir. Miras olmasa dahi kölenin azad edilişinin sıhhatine bir engel yoktur, tıpkı farklı dine mensup olan bir köleyi azad etmesine benzemektedir.
Her iki görüşte de, efendisi kendisine izin verse dahi, mal ile kefaret ödemesi gerekli değildir. Çünkü ona farz olan oruçtur, bundan başkasını yapmaya mecbur değildir. Oruç tuttuğu vakit, ayet-i kerimenin genel ifadesine girmesi için ancak peşpeşe iki ay oruç tutmakla bu kefareti yeterli gelmiş olur. Bir de kefaret orucu tutulurken bunda hür de, köle de eşittir, tıpkı yemin kefareti gibi değerlendirilir.