Onların: “Geri dönmek, kefaretin önüne geçer, cima ise sonrasında gerçekleşir.” sözlerine, Yüce Allah’ın: “Sonra söylediklerinden dönenlerin…” (Mücadele Suresi: 3) buyruğundaki ifadeyle cevap verilmiştir. Çünkü ayette kasdedilen ifade, “geri dönmeyi isteyenler” anlamına gelmektedir. Bu durum tıpkı: “Siz namaza ikamet ettiğinizde…” (Maide Suresi 6) buyruğundaki ifadenin, “namaz kılmak istediğinizde” anlamında olduğu gibidir. Azmetme durumundaki kefaret emrine gelince, bununla emredilmiş olması, ancak tarafların helal olması için kılman bir şart olmasından dolayıdır. Tıpkı nafile namaz kılmak isteyene abdest almasını emretmeye benzer.
İmam Şafii der ki: Avdet etmek, zıhar sonrası bir talakın gerçekleşeceği zaman dilimi kadar karısını elinde tutmuş olması demektir. Çünkü karısıyla zıhar’da bulunması onunla ayrı olmasını gerektirir, buna mukabil onu elinde tutması ise söyledikleri şeye geri dönmesi demektir.
(Ama) avdet etmenin (geri dönmenin), karısını elinde tutmak anlamına gelmediği yönünde cevap verilmiştir. Çünkü bu, vakte bağlı olan zıhar noktasında bir avdet değildir, aynı şekilde mutlak zıhar’da da durum böyledir. Zira avdet etmek, söyledikleri şeylerin tersine amel ve eylemde bulunmak demektir. Halbuki “elinde tutmak” demek olan “imsak” kelimesi, terahi anlamında değildir.
Davud (ez-Zahiri) ise: Geri dönmek, zıhar’ın ikinci kez tekrar edilmesidir, demiştir. Bu ise doğru değildir. Çünkü geri dönmek, kocanın kavli sözü olmaksızın sadece sözü üzere karısına dönüş yapmasıdır, tıpkı kişinin hibesinden geri dönmesi gibidir. Tüm bu görüşlerin geçersiz olacağına delalet eden şey, zıhar’ın kefaret gerektirecek bir yemin olduğudur. Bu nedenle yeminin bozulması durumunda kefaret ödenmesi de vacip olur. Bu ise – diğer yeminler gibi – terk edeceğine dair yaptığı yemin etme fiili ve amelidir. Dolayısıyla – diğer yeminlerdeki gibi – kefaret ödemesi de gereklilik arz etmektedir.