“Sen, bana bir ay boyunca yahut Ramazan ayı çıkınca annemin sırtı gibisin.” gibi bir vakte bağlı olarak söylenen zıhar geçerli olur. Dolayısıyla vakit bitince zıhar ortadan kalkar ve kefaret ödenmeksizin kadın da helal olur. Söz konusu olan müddet içerisinde karısıyla temas ederse, o vakit kefaret lazım gelir. Bu, Sevri, İshak, Ebu Sevr ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafii’ye aittir. Ona ait diğer görüşüne göre ise bu durumda zıhar sayılmaz, şeklindedir. Bu da İbn Ebu Leyla ve Leys’in kavlini oluşturur. Çünkü şeriat, “zıhar” lafzını mutlak manasıyla ifade etmiştir, halbuki burada mutlak bir mana yoktur; öyleyse bu yönüyle sanki karısını, vakit dışındaki bir vakit içerisinde kendisine haram sayılan bir bayana benzetmesi gibi değerlendirilir.
İmam Malik ise şöyle demiştir: Bu durumda belirlenen vakit sakıt olur ve mutlak olarak zıhar söz konusu olur. Çünkü bu, karısını kendisine haram kılan bir lafız sayıldığından, bu nedenle – talak da olduğu gibi – ona bir vakit belirlemesi durumunda, kadın hakkında icra edilen vakit sakıt olur.
Mesela: “Eğer eve girersen, bana annemin sırtı gibisin.” yahut “Zeyd isterse bana annemin sırtı gibisin.” demesi gibi. O vakit Zeyd isterse yahut karısı eve girecek olursa erkek zıhar yapmış sayılır. Bunlar meydana gelmezse zıhar olmaz. Bunu, İmam Şafii ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu bir yemindir; dolayısıyla – ila’ da olduğu gibi – bunun bir şarta bağlı kılınması caizdir. Bunun yanında zıhar’da aslolan onun talak olarak sayılmasıdır. Talak’ın ise şarta bağlı kılınması geçerli ve sahihtir, aynı şekilde zıhar konusu da böyledir.
Erkek eğer: “Sen inşallah -Allah dilerse- bana annemin sırtı gibisin.” derse, bununla zıhar gerçekleşmez. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Erkek: “Allah dilerse bana helal olan (kadını) haram kılmaz.” derse, bu durumda yemin etmiş olur, ancak bundan dolayı bir şey gerekmez. Bunu ise İmam Şafii, Ebu Sevr ve rey ashabı söylemiştir. el-Muvaffak şöyle der: Onlara muhalefet eden başka kimsenin varlığını bilmiyoruz.