Hürler, köleler, Müslümanlar ve zimmiler hakkındaki ila’nın süresi eşittir. Mezhebimizin zahirine göre, bu bağlamda kadının hür, cariye, Müslüman veya zimmi olması yahut onun küçük veya büyük olması arasında bir ayrım yoktur. Ayet-i kerimenin genel manasına göre bu, İmam Şafii’nin de kavlini oluşturmaktadır. Zira bu, cima için konulmuş bir süre olduğundan, o nedenle – iktidarsızlık süresinde olduğu gibi – bunda köle de, hür de aynı konumda ele alınmaktadır.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre, ila süresi köleler hakkında iki aydır. Bu da İmam Malik ve İshak’ın görüşüdür. Çünkü köleler, talak ve evlenecekleri kadınların sayısı noktasında yarısına hak sahibidirler; dolayısıyla ila süresinde de durum böyledir.
Şabi, cariyenin ila süresinin, hür olan kadının ila süresinin aynısı olduğunu söylemiştir. Ebu Hanife’nin görüşü de bu yöndedir. Nitekim o vakit erkeğin yanında beynune’ye taalluk etmiş olacağından, bu yönüyle – boşama gibi – kölelik ve hürriyetle farklılık oluşturmuş olur. Buna ek olarak, kocanın sözüyle kadına başlangıcı bulunan bir süre sayılacağı için – iddet süresi gibi – kadının köle yahut hür olmasıyla farklılık oluşturması zorunluluk arz eder. (Ama) bunun kabul edilemeyeceği şeklinde cevap verilmiştir. Zira beynune’nin bununla kadına taalluk etmeyeceği mevzu bahistir. Sonra bu konu, iktidarsızlık süresiyle de geçersiz sayılır. İddet süresiyle de çelişki oluşturur. Çünkü iddet, kemal (sürenin tamamlandığına) bina edilir ve buna dair delil, kadının temizlenmiş olması, bir kur’u süresinin gerçekleşmiş olmasıdır.
İla süresine gelirsek, hür olan kadınla faydalanmak (gün açısından) daha fazladır. Bu sebeple hür karısını talep etmesini, cariyeyi talep etmesinin önüne geçirmesi gerekmektedir. Hür erkeğin kadınla faydalanmasında doğru olan, köleye göre daha fazla hakka sahip olacağıdır. O nedenle kölenin diğerine göre, kadını talep etmedeki fazlalığı caiz olmaz.
Kadının sahibi Yüce Allah’ın emrettiği üzere dört aylık süreyi bekler ve bu zaman dilimi içerisinde cima etmeyi talep etmez. Dört ay biter ve kadın da kocasını hakime havale ederse, hakim onu durdurur ve ona karısına geri dönmesini emreder. Geri dönemeyecek olursa, o vakit onu boşamasını emreder. Bizzat bu sürenin geçmesiyle birlikte kadın boşanmış olmaz. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.” (Bakara Suresi 226) Ayetin zahirine göre dönüş, dört aydan hemen sonrasıdır. Zira (cümlenin peşine gelen “fe” harfi demek olan) “fô-u tôkibiyye” den sonra geri dönüşün zikredilmesi bunu göstermiş olmaktadır. Sonra şöyle buyurur: “Eğer boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.” (Bakara Suresi 227) Eğer bu süre içerisinde vaki olsaydı, karar vermiş olmalarına dair delil de gelmezdi. Zira bu süre, erkek lehine ertelemenin söz konusu olduğu ve – diğer erteleme durumlarındaki gibi – kadının talep edilmesine hak sahibi olamadığı zaman dilimini oluşturmaktadır.
Evzfü ve rey ashabı ise şöyle demişlerdir: Dört ay geçtiği vakit kadın, talakla boş olur; çünkü bu süre, erkekten, kadına dair bir icraata koyulmasının talep edildiği zamanı gösterir. Dolayısıyla bu süre içerisinde olur tıpkı iktidarsızlık süresinde olduğu gibi.
(Ancak) iktidarsızlık süresinin, birinci görüşünün lehine delil olduğu yönünde cevap verilmiştir. Çünkü talak, ancak buna ait sürenin geçmesiyle vaki olur. Bunun yanında söz konusu olan süre içerisinde terk etmesi hasebiyle, cima yapıp yapamayacağını denesin ve cima yapmaktan aciz olduğu bilinsin diye iktidarsızlık süresi bu süre için konulmuştur. Bu süre de erteleme ve erkene alma şeklinde olmak üzere ortaya konulmuştur ve – borç gibi – sürenin geçmesi sonrasında da onu talep etmeye hak sahibi olamaz.
Söz konusu olan ila’nın başlangıcı, yemin etmesiyle başlar ve bunda farklı bir zaman biçmeye ihtiyaç duyulmaz. Çünkü bu süre, zaten nass ve icma ile sabit olmuştur. Dolayısıyla farklı bir zaman biçmeye gerek yoktur. Ayette geçen “el-fey” ifadesi ise “geri dönüş” demektir ve bundan kasıt cinsel temas kurmaktır. Bunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. İbn Munzir şöyle der: Kendilerinden ilim aldığım her bir alim, söz konusu olan fey’in, cima olduğu noktasında icma etmiştir. Ve bu bir özrün olmaması durumunda mevzu bahistir. Fey’in aslı ise geri dönmektir. Bu nedenledir ki zevalden sonra gölgenin geri gelmesine “fey” adı verilir; çünkü mağrip’ten meşrike doğru gitmesi anlamındadır. Erkek tarafından icra edilen cinsel münasebete de “fey” denir; çünkü terk ettiği amele geri dönmesi anlamındadır.
Cinsel temasın en asgari sınırı ise sünnet yerinin kadın fercine girip kaybolmasıdır. Zira cima’ya dair hükümler, buna taalluk etmektedir.
İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre erkek geri dönecek olursa, kefaret vermesi gerekli olur. Bunu, Sevri, İmam Malik, Medine ehli ve rey ashabı söylemiştir. Bu, aynı zamanda Şafii mezhebinin de zahir görüşünü oluşturur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “İşte bu, yemin ettiğiniz vakit yeminlerinize dair kefaretidir.” (Maide Suresi 89) Şöyle de buyurur: “Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır.” (Tahrim Suresi 2) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir de bir şeye yemin edip de başkasını ondan daha hayırlı gördüğünde yemininden kefaret verip o daha hayırlı olan işi yap.” Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Çünkü kendisi yemin etmiş ve onu bozmuştur; dolayısıyla bir kefaret ödemek zorundadır. Bu, sanki farz olan bir ameli terk edip de sonrasında onu yapmasına (kaza etmesine) benzemektedir.
Eğer ila, köle azad etmeye yahut boşamaya bağlı kılınmış olursa, o cima ile ilgili olarak ila vaki olur. Eğer bir adak, azad, oruç, hac vb. gibi ibadetsel ve mübah ameller üzere ila yapılmışsa, bu durumda onları yerine getirmek yahut yemin kefareti ödemek arasında kişi muhayyer bırakılır. Çünkü o vakit düşmanlıktan yahut öfkeden dolayı söz konusu olan bir adak sayılır ve hükmü de budur.
İla süresi geçer, koca da cinsel temas kurmaktan kendisini engelleyecek hastalık, haksız olarak hapis yatması vb. gibi durumlardan dolayı cima edemeyecek olursa, o vakit diliyle karısına geri döndüğüne dair: “Ne zaman gücüm yeterse, karımla cima edeceğim.” şeklinde söz söylemesi gerekli olur. Çünkü fey’den kasıt zaten oluşan zararı terk etmeyi kasdetmesidir. Şüphesiz mazeretini ileri sürmekle de zarar kasdını terk ettiğini tescil etmiş sayılır.