İlim ehlinin icmasına göre ricat için, ne veli’ye, ne mehire, ne kadının rızasına ve ne de onun bilgisine gerek vardır. Çünkü ricat, evlilik hükmünün devamıdır. Ricat erkeğin, karısını elinde tutması ve evliliğini sürdürmesi demektir. Bu sebepledir ki Allah’u Teala ricat’a, “imsak (elde tutmak)” demiş, ricatı terk etmeyi ise “ayrılık” ve “salmak” diye isimlendirmiştir: “İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikahınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın.” (Talak Suresi: 2)
Ricat konusundaki şahitliğe gelince, bunda iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Şahitlik vacip olur. Bu, İmam Şafii’nin iki görüşünden birisini oluşturur. Zira Allah (c.c.): “İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun.” (Talak Suresi: 2) buyurmuştur ve buradaki emrin zahiri ise vacip olması demektir.
İkincisi: Şahitlik vacip olmaz. Bu da İmam Malik ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü kabule gerek duyulmadığı gibi şahitliğe de gerek duyulmaz, bu tıpkı kocanın diğer hakları gibi değerlendirilir. Bunun yanında veli’nin şart koşulmadığı bir konuda şahitler de şahit koşulmaz, tıpkı alışveriş gibi. Ayette geçen emir ifadesi ise bunun müstehap olacağına hamledilir.
İlim ehli arasında söz konusu şahitliğin sünnet olacağı hususunda bir ihtilaf da yoktur. Eğer biz: “Şahit getirmek şarttır.” dersek, o vakit ricat halinde de şahitliği muteber saymak durumunda kalırız ve kocanın, karısına ricat ederken şahit bulundurmaması halinde bu ricatının geçerli olmayacağını da söylemiş oluruz.
el-Haraki’nin sözünün zahirinde anlaşılan, ricatın ancak kabul ile geçerli olmuş olacağıdır. Bu, Şafii mezhebinin de görüşüdür. Nitekim maksatlı olarak kadından menfaat sağlaması mübah sayılacağından dolayı, o vakit şahit tutulması emredilmiştir. Nikahta olduğu gibi, sözüyle ifade etmeye muktedir olduğu halde bunu söylememesi halinde, maksat elde edilmemiş demektir. Bu, İmam Ahmed’den gelen iki görüşten birisini oluşturur. İkinci görüşüne göre ise ricata niyet etsin yahut etmesin, cima etmesi durumunda ricat hasıl olur. Bu görüşü, İbn Hamid ve Kadı (İyaz) de tercih etmiştir. Bu, Said b. el-Müseyyeb, el-Hasen, İbn Sirin, Ata, Tavus, Zühri, Sevri, Evzui, İbn Ebi Leyla ve rey ashabının da görüşüdür. Kimisi: Şahit tutar, derken, İmam Malik ve İshak da: Eğer ricat yapmayı kasdetmiş olursa, bu ricat olur, demişlerdir. Çünkü bu süre beynune’ye sürükleyebileceğinden, o vakit cima etmekle ortadan kalkmış olur, tıpkı ila süresi gibi kabul edilir. Bir de talak -erkeğin muhayyerliği olduğu halde- mülkünün zeval bulmasına sebebiyet verir, o nedenle bu mülkün sahibi, amelini engelleyerek cima etmekle tasarrufta bulunabilir. Bu, muhayyerlik süresi içerisinde satılan bir cariye ile satıcısının cima etmesi gibi değerlendirilir.
Kadını, eğer öpecek, ona şehvetle dokunacak, fercini açıp ona bakacak olursa, İmam Ahmed’den ifade edildiğine göre bu ricat sayılmaz. İbn Hamid ise bu konuda iki görüş vardır, demiştir:
Bu, bir ricat sayılır. Sevri ve rey ashabının kavli bu yöndedir. Zira bu bir metalanma sayılır ve evlilikte mübah görülen bir durumdur. Öyleyse, cinsel temas gibi bununla da ricat meydana gelmiş olur.
Bu, ricat olmaz. Çünkü bu, iddetin ve mehrin gerekliliğine taalluk etmeyen bir emirdir; dolayısıyla bununla -bakmakta olduğu gibi- ricat meydana gelmez.
Kendisiyle ricat’ın meydana geldiği sözlerde bir ihtilaf yoktur. Bu lafızlar şunlardır: “Sana rücu ettim, sana ricat yaptım, döndüm, sana geri geldim, seni (himâyemde) tuttum.” Çünkü bu lafızlar, kitap ve sünnette varit olmuş lafızlardır.
Erkek eğer: “Onunla evlendim yahut nikah yaptım.” derse, ricat konusunda bu lafız sarih değildir. Zira ricat, nikah değildir. Peki, bunu demesiyle ricat meydana gelir mi? Bunda iki görüş vardır:
Birincisi: Bunu söylemekle ricat olmaz.
İkincisi: Bununla ricat gerçekleşir. İmam Ahmed de buna (yani ikincisinin doğru olduğuna) ima’ da bulunmuştur. İbn Hamid de bu görüşü tercih etmiştir. Zira bu lafzı söylemekle yabancı kadın dahi mübah oluyorsa, ricat halindeki kadın için daha öncelikli olarak mübah olur. O vakit ricata dair niyet etmesine ihtiyaç duyar; çünkü kinaye olması halinde -diğer talak kinayeleri gibi- niyetine bakılır.