Kişi, özel bir şeyi kasdeder ve bir şeyi icra ederken genel olan bir lafız kullanıp yemin ederse, o vakit onun yemini, niyet ettiği şeye göre belirlenir. Mesela cünüplükten dolayı yıkanmayı kasdederek, o gece normal gusül almayacağına dair yemin etmesi yahut cima yapmak istemediği halde, yatak boş kaldı demesi veyahut tuvalete vb. çıkmayı kasdettiği halde kansına “Eğer çıkarsan boş olursun.” demesi böyledir. (Bir hainlik kasdetmiş olursa) o vakit kendisinin Yüce Allah’a olan borç ve sorumluluğundan dolayı mesuldür. Peki, hüküm açısından bu söyledikleri ifadeler kabul edilir mi? Bu noktada iki görüş vardır:
Birincisi: O halde bir şey lazım gelmez. Çünkü sözünü ihtimal üzere açıklamış ve izah etmiştir. O nedenle hüküm konusunda bu sözü kabul edilir. Sanki: “Sen boşsun, sen boşsun.” demesine ve “İkinci ifadeyi pekiştirme olarak söyledim.” demesine benzer.
İkincisi: İmam Şafii ve Muhammed b. el-Hasen’e göre, tüm hepsinde onun bu sözü, hüküm konusunda kabul edilemez. Çünkü bu, zahire ters bir sözdür. Özel bir sebebe binaen genel hakkında bir yemin edecek olursa, onun bir niyeti vardır ve ona göre hamledilir. O durumda sözü hüküm konusunda makbul olur. Zira sebep onun doğru söylediğine dair bir delil oluşturur. Eğer bir niyeti yoktuysa, bu takdirde İmam Ahmed’den yeminin, kendisinde sebebin mevcut olduğu şeye has olduğuna dair delalet eden görüşü gelmiştir. Bu, aynı zamanda rey ashabı ve Ebu Hanife’nin de görüşüdür. Zira özel sebep, has olan şeyin kasdına işaret eder, bu nedenle niyetin olmaması durumunda, ona delalet etmesi için niyetin yerine niyabet etmektedir. O vakit genel lafzın bununla tahsis edilmesi gereklilik arz eder, tıpkı niyet gibi.
İmam Ahmed’den söz konusu olan bu yeminin, umum (genel) lafız üzere hamledileceğine delalet eden görüşü de gelmiştir. Zira bu lafız, hükme dair delil teşkil edeceğinden, o vakit -şeriat koyanın buyurduğu lafız gibi- has ve umum noktasında buna itibar edilmesi gerekmektedir. (Ancak) bunların farklı olacağı yönünde cevap verilmiştir. Çünkü şeriat koyan, hükümleri açıklayıp beyan etmeyi kasdetmektedir ve dolayısıyla da bu -sebep mahalli dışında hükmü bilmeye ihtiyaç duyması hasebiyle- sebep mahalline has değildir. Buna göre koca, bir kimseyi öğle yemeğine çağırıp da: “Bu yemeği yiyecek olursan karım boş olsun.” der, ardından da adam geri dönüp kendi evinde öğle yemeği yiyecek olursa, birincisi için değil, ama ikincisi için yemini bozmuş sayılır.