Davete icabet etmek vacip olduğu kimseler, bizzat davete icabet edilen kişinin kendisi veyahut bizzat kendileri davet edilen belli topluluktur. Ama davet sahibi: “Ey İnsanlar! Düğün yemeğine buyurun, gelin.” derse yahut nida etmekle görevlendirilen kişi: “Ben karşılaştığım herkesi yahut istediğim herkesi bu davete çağırmakla görevliyim.” derse, bu davete icabet etmek ise vacip değildir, müstehap da değildir.
Bir günden fazla velime olursa bu caizdir. Birinci günü velimeye davet edilince, icabet vacip, ikinci günü icabet ise müstehap olur. Üçüncü günü ise müstehap olmaz. Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür. (Ama) vacip olan, davete icabet etmektir çünkü davete icabet etmekle emrolunmuştur, terk eden de tehdit edilmiştir. Kişi oruçlu da olsa olmasa da orada yemek yemek vacip sayılmamıştır. Nitekim Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: “Sizden birisi davet edildiği vakit, icabet etsin. Eğer oruçlu olursa (orucuna) devam etsin, eğer oruçlu değilse yemek yesin.”
Oruçlu değilse, evla olanı yemek yemesidir. Çünkü bu, davette bulunanın ikramına daha uygun düşer ve onun kalbini daha ziyadesiyle teskin eder. Bunun yanında gerekli değildir; zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Sizden birisi davet çağrıldığında, icabet etsin. Dilerse yemek yer, dilerse yemez.”