"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mehir ve mutlak menfaat olmaksızın nikah kıymak

İlim ehlinin genelinin görüşüne göre mehir tesmiye edilmeksizin nikah kıymak sahihtir. Buna delalet eden Yüce Allah’ın şu buyruğu gelmiştir: “Nikahtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları başarsanız bunda size mehir zorunluluğu yoktur.” (Bakara Suresi: 236) Bu durumda karı ve koca mehri zikretmeyi terk de etseler yahut mehirsiz nikahı şart da koşsalar, o vakit şart geçersiz olur, mehir ise vacip olur. Mehirsiz yapılan nikah, “tefvid” diye isimlenir. Bu da ihmal demektir, sanki nikahta mehri zikretmemekle ihmal bir amelde bulunulmuş gibidir.

Bu tefvid (ihmallik) ise iki kısma ayrılır:

Tefvid’u bid’u: Bu zikredilen bir tefvid şeklidir ve mutlak olan tefvid ifadesinin çevrilmiş halidir.
Tefvid’u mehr: Karı kocanın mehri birisinin görüşüne yahut yabancı bir kimsenin görüşüne havale etmeleri şeklidir. Bu durumda mehr-i misil gerekli olur. Çünkü kadın sadece bu mehir sebebiyle evlenmiştir; ancak meçhuldür, o vakit mehrin meçhul olması hasebiyle sakıt olur ve mehr-i misil gereklilik arz eder.
Sahih ve geçerli olan tefvid şekli ise tasarrufları caiz olan bir kadının, mehirsiz olarak nikahını kıydırması için velisine izin vermesidir yahut babasının bu şekilde kendisini evlendirmesidir. Babasından başkası eğer kadını evlendirecek olur ve kadının izni de olmadan mehri zikretmeyecek olursa, bu durumda yine mehr-i misil gerekli olur.

Durumu tefvid’u bid’u olan bir kadın zifaftan önce boşanırsa, o vakit kadına sadece müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) vardır. Bu, Sevri, İmam Şafii, İshak ve rey ashabının görüşüdür. Çünkü Yüce Allah: “Bu durumda onlara müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) verin…” (Bakara Suresi: 236) diye buyurmuş ve emretmiştir. Emretmesi ise vücup ifade eder.

İmam Malik ve Leys ise buradaki müt’a’nın vacip değil, müstehap olduğunu söylemişlerdir. Zira Allah’u Teala: “Münasip bir müt’a vermek iyiler için bir borçtur.” (Bakara Suresi: 236) buyurmuştur ve burada “iyileri (ihsan edenleri)” tahsis etmiştir. Bu da gösteriyor ki iyilik ve fazilet yoluyla bu verilmekte; zira iyi davranmak, ihsan sahibi olmak vacip sayılmamaktadır. (Buna) geçen açıklamalarla cevap verilmiştir. Şüphesiz vacibin edası ihsandandır; dolayısıyla aralarında bir çelişki yoktur.

Kadına mehrin yarısını vermeyi vacip sayanlar, müt’a’yı (hediye cinsinden bir şeyler) vermeyi vacip saymazlar. Çünkü Allah’u Teala: “Nikahtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları başarsanız bunda size mehir zorunluluğu yoktur. Bu durumda onlara müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) verin…” (Bakara Suresi: 236) buyurmuş, sonrasında ise şöyle buyurmuştur: “Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden başarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır.” (Bakara Suresi: 237) Böylece kadınları iki kısma taksim etmek suretiyle ve her kısım için de hükmü sabit kılarak, ilkinde müt’a vermeyi, ikincisinde de mehrin yarısını vermeyi tahsis etmiştir. Bu da her bir kısmın kendisine ait özel bir hükmünün olduğuna işaret etmektedir.

İmam Ahmed’den şöyle nakledilmiştir: Her boşanan kadına müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) verilir. Çünkü Allah’u Teala: “Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır.” (Bakara Suresi: 241) ve “Gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, Sizi güzellikle salıvereyim.” (Ahzap Suresi: 28) buyruklarının zahir ifadeleri bunu gerektirmektedir.

Bunların zikredilenlere mahsus olacağı, yönünde cevap verilmiştir. Söz konusu olan müt’a emrinin tefvid dışındakiler hakkında müstehap oluşuna yorumlandığı da muhtemeldir. Böylelikle zikri geçen iki ayete delalet etmiş olmakla da müt’a emrinin vacip olmadığına işaret edilmiş olmaktadır. Bu şekliyle iki ayetin diğer ayetlerin delaletleriyle cem edilmiş olması söz konusudur.

Müta (hediye cinsinden bir şeyler) vermek, darlığında yahut bolluğunda olsun kocanın kendi hali durumuyla orantılıdır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir.” (Bakara Suresi: 241) Bu da gösteriyor ki farklı da olsa müt’a konusu kocanın hali durumuyla irtibatlıdır. Bu konuda İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir:

Ondan nakledilen bir görüşe göre: Müt’a malının en yükseği bir hizmetçi vermesidir. En düşüğü ise namaz kılmasına izin verecek bir giysiyi almasıdır. İkinci görüşe göre de: Bu durumda hakim’in vereceği takdire müracaat edilir. Bu, İmam Şafii’nin iki görüşünden de birisini oluşturur. Çünkü bu, hakkında şeriatın ne kadar verileceğine dair takdir buyurmadığı (miktar biçmediği) bir emirdir. Bu, içtihada bağlı bir konudur; dolayısıyla -diğer içtihadi konularda olduğu gibi- bunda da hakimin vereceği görüşe müracaat etmek gerekir. Bu ise mehrin miktarı hakkında karı-koca’nın münakaşası baş gösterdiğinde olur. Hizmetçinin üzerinde kadına verdiği bir malı erkek eğer müsamahayla karşılarsa yahut kadın giysiden daha azıyla bile razı olsa, bu da caiz olur. Çünkü ikisi de hak sahibidirler ve bundan tecrit edilemezler. Nitekim bu, verilmesi caiz olan amellerden sayıldığı için -mehir gibi- karı ve kocanın üzerinde anlaşmaları da caizdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/mehrin-miktari-hakkinda-kari-kocanin-anlasamamalari/,https://kutsalayet.de/mehri-ihmal-edenin-mehri-istemesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız