Nikah cariyenin hür olduğunu mağrur ederek lanse etmekle ifsat olmaz. Bu, Ebu Hanife’nin kavlini oluşturmaktadır. Çünkü nikah konusunda akdi yapılan şahıs söz konusudur, yoksa bunda onun sıfat ve özelliklerine bakılmaz. Onun içindir ki bu, o nikahın sıhhatine bir halel getirmez. Mesela kız siyah tenli olduğu halde bu bir adamın: “Seni şu beyaz tenli kızla evlendirdim.” demesine benzemektedir.
İmam Şafii ise iki görüşünden birisine göre, bu durumda nikah bozulur, demiştir. Çünkü nikah, o kızın “hür” oluşu şeklinde akdedilmiştir, halbuki durum böyle değildir. Bu durum, eşek olduğu halde sanki adamın çıkıp: “Sana bu atı sattım.” demesine benzer.
Zikri geçen aslı itibariyle bu akdin sahih olduğu şeklinde, cevap verilmiştir. Zira üzerinde akdin gerçekleştiği husus, kendisine işarette bulunulan şeyin bizzat kendisidir. Eğer biz bunu kabul edersek, o takdirde ikisi arasında şu iki durum söz konusudur: Birincisi: Söz konusu olan zat ve şeklin gitmesi, kaybolması durumu. Nitekim atın şekli, eşeğin şeklinden farklıdır. O vakit burada özelliklerinde farklılık söz konusudur. İkincisi: Sıfat ve özelliklerin gidip kaybolması durumunda alışveriş etkilenir, ancak nikah bunun tersinedir. Cariye’den olan çocukları ise hür olur.
el-Muvaffak şöyle der: Bildiğimiz kadarıyla bu konuda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çünkü o, cariyenin hür olduğunu düşünmektedir. O halde kocanın, çocuklarını feda etmesi (hürriyetine kavuşturması) gerekmektedir. Bu, İmam Malik, Sevri, İmam Şafii ve rey ashabının görüşüdür. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, onun bu durumda çocukları feda etmesi gerekmez.
el-Muvaffak der ki: Doğrusu çocuklarını feda (yani azad) etmesidir. Zira sahabenin verdiği hüküm bu yönde olmuştur. Bir de bu çocuklar, (anneleri olan) cariyenin mülkünde söz konusu olan bir nema konumundadırlar; bunun da yolu cariyenin malikinin mülkünde olmalarıdır. Hür olduğunu sanması sebebiyle köleliği gitmiş, kaybolmuştur, bu durumda tazmin etmek durumundadır. Sanki kendi ameli sebebiyle köleliklerinin gidip kaybolması gibi değerlendirilir. O takdirde, eğer kendisi cariyelerle nikahlanması caiz olan kimselerden olursa, ona mehri müsemma düşer; çünkü sahih ve geçerli bir nikahla onu almıştır. Eğer onunla cinsel temas kurmuş olmaz ve nikahı da feshetmeyi tercih etmiş olursa, cariyeye mehir ödemez. Ama kendisi cariyelerle nikahlanması caiz olmayan kimselerden ise bu durumda aslı itibariyle nikah fasittir ve cinsel temastan önce cariyeye mehri misil vermek zorundadır. Cinsel temas kurmuş olursa ona mehrini vermesi gerekmektedir.
Peki, ona mehri müsemma mı yoksa mehri misil mi verecek? Bunda iki görüş gelmiştir. Koca ise mehir ve çocukların kıymeti noktasında bir tür kendisini aldatmış olan kimselere karşı borcuyla avdet eder. Bu, İmam Şafii’nin eski görüşüdür. İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre ise koca mehirle avdet etmez. Bu ise Sevri, Ebu Sevr ve rey ashabının görüşünü oluşturmaktadır. Aynı zamanda İmam Şafii’nin yeni görüşüdür. Çünkü o, mukabilinde vacip şekilde bir fayda olarak cinsel ilişkiyi elde etmiş olduğundandır ki, bu sebeple de mehirle avdet etmez. Bu, onun, gasbedilen bir eşyayı satın alıp sonra onu yemesine benzer. Çocukların kıymeti ise bu hükme terstir; çünkü bunların mukabilinde bir ivaz elde edilmez. Zira bu, çocuğun hürriyetiyle vacip olmuştur, çocuğun hürriyeti ise çocuk lehinedir, baba lehine değildir.
İkinci görüşün gerekçesine gelince, şüphesiz akdi yapan kişi, çocuğun selametini garantilediği gibi, cinsel ilişkinin selametini de tazmin eder, garantiler. Çocuğun kıymetine nasıl avdet ediyorsa, aynı şekilde mehire de o avdet eder. Sonra koca, eğer cariyelerle evlenmesi haram olan kişilerden olursa, o durumda araları ayrıma tabi tutulur. Cariyelerle nikahı caiz olanlardan ise ve nikahın şartları da bir araya gelmişse, o takdirde akit sahih olur. Kocanın nikahı feshetme ve cariyeyi yanında bulundurma muhayyerliği doğar. Bu, Şafii mezhebinin zahir (kuwetli) görüşüdür. Zira bu, tarafların diğeri hakkında hür olduğunu ortaya koyarak aldatmış olacağı bir akit sayılır ki, o vakit kocanın -diğeri gibi- muhayyerlik hakkı olur.
Ebu Hanife der ki: Bu durumda onun muhayyerlik hakkı olmaz; çünkü denklik kadın yanında muteber sayılmaz, bir de talak’a, koca hak sahibidir. Şöyle cevap verilmiştir: Her ne kadar burada denklik muteber olmasa dahi, çocuğunu ve karısını köle yapmasında bir tür zarar söz konusu olur. Bu da denkliği ortadan kaldıran en büyük konulardan sayılır. Talak’a gelince, talak söz konusu oluşan zararı def etmez. Zira talak, mehri müsemma’nın yarısını ıskat eder, fesh ise hepsini ıskat edip düşürür. Buna göre cinsel temas öncesinde nikah fesholursa, cariyeye mehir düşmez. Onunla beraber kalmasından razı olursa, mehri hak eder. Çünkü cariyeyle nikahlanması kendisine helaldir. Bundan sonra çocuğu dünyaya gelecek olursa, artık efendisinin kölesi sayılır. Çünkü onları lanse edip kölelikten men eden şey, cariyenin hür olduğuna dair olan inancıdır ki, o da bilgi sahibi olduktan sonra ortadan kalkmış oldu.
Eğer mağrur olan köle olursa, çocuğu hür olur. Ebu Hanife ise: Bu durumda çocuğu köle olur; çünkü babası da köledir, demiştir. el-Muvaffak şöyle der: Bu doğru değildir. Çünkü cariyeyle hür olduğuna inanarak cima etmiştir, bu durumda -hür olanın oğlu gibi-, onun da oğlu hür olur. Zira bu, muvafık mahallindeki hürriyet konusundaki gerekli illeti ortaya koymaktadır. Eğer bu olmasaydı o zaman köle olurdu. Çünkü çocuğun köle olma illeti, özellikle annenin köle oluşudur ve hiçbir durumda babanın haline bakılmaz. Buna dair delil, cariyeden doğan hür çocuk ve köleden olma hür kadındır. Köle için zorunlu olan, o çocukları feda (azad) etmesidir; çünkü düşüncesi ve ameli gereği onların köleliklerini geçirmiş, götürmüş oluyor. Hiçbir durumda da ona ait mal vermesi gerekli sayılmaz. Öyleyse iki şeye taalluk ederek bu konuda iki hüküm çıkmaktadır: Birincisi: Cinayet işlemesi durumunda, onun köle olmasına dair olan taalluku. İkincisi ise: Azad edildikten sonrası ve buna uyan şeylerde zimmetine dair olan taalluku. Bildiği vakit -hür olan kimse için sabit olduğu gibi- köle için de muhayyerlik sabit olur. Çünkü çocuğunun köle olmasında, kendi aleyhine bir tür zarar gerçekleşir ve onunla istifade etmede de bir tür eksiklik söz konusu olur.