Nikahın sıhhati noktasında denkliğin şart olacağı hususunda İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre, nikahta denklik şarttır. Çünkü evlilikte denkliğin yitirilmesi durumunda, velilerden izin vermediği halde ortaya çıkabilecek hak konusunda bir tasarruf söz konusu olur ki, o zaman da bu, kadını izinsiz evlendirmesine benzer.
İkinci görüşe göre ise nikahta denklik şart değildir. Bu da ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Zira Yüce Allah: “Kuşkusuz Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat Suresi 13) buyurmuştur. Hz. Aişe’den rivayet edildiğine göre; “Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rabla, Salim’i oğul edinmişti. Aynı zamanda Salim’e, kardeşi Velid b. Utbe b. Rabla’nın kızı Hind’i nikahlamıştı. Halbuki Salim, Ensar’dan (Subeyte adında) bir kadının kölesi idi.” Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Fatıma binti Kays’a, kölesi olan Usame b. Zeyd ile evlenmesini emretmiştir. Bu emir üzere kendisiyle evlendirmiştir. Dolayısıyla denklik konusu, kadın için, velileri için yahut her ikisi için (üstün) bir hak olarak sirayet etmeyeceğinden -tıpkı kusurlardan salim olmak gibi- denklik de nikah için bir şart olarak öne sürülemez.
el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Doğrusu, denkliğin nikah için şart olmadığıdır. Bu noktada rivayet edilen ise sadece buna genel olarak itibar edileceğidir, yoksa bundan denkliğin şart olacağı anlamı çıkmaz. Zira evlenecek kızın ve velilerden her birisinin bu noktada yalnız bir hakkı söz konusudur ve onlardan razı olmayan kimsenin ise nikahı fesh etme hakkı vardır. Denkliğin nikah için şart olduğu konusunda İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre denklikte iki özellik olan: “Din özelliği” ve “konumu, yani soy ve nesebi” şart koşulmuştur. Bunun yanında yine Ondan nakledildiğine göre denklikte şart koşulan özellikler beştir: Dini, konumu (soyu), hür oluşu, mesleği ve mali durumu (zenginliği).
İmam Malik ise söz konusu denkliğin yalnız “din noktasında” olacağını, başkasında olmayacağını ifade etmiştir. İmam Şafii’den de aynı İmam Malik’in kavli gibi bir görüşü gelmiştir. Diğer görüşünde ise söz konusu denklikte şart koşulan zikri geçen beş özelliğin yanında, bir de “kusurlardan salim olması” şartı vardır ki, bu takdirde altı şart oluyor.
Aynı şekilde “mesleği” ve “kusurlardan salim olması” şartları dışında Ebu Hanife, Sevri ve el-Hasen b. Hay da zikri geçen bu şartları kabul etmişlerdir. Bunun yanında Muhammed b. el-Hasen ise denklik konusunda “din özelliğini” şart koşmaz; fakat bu kimse içki içip sarhoş olan ve çocukların kendisiyle alay edip dalga geçtikleri bayağı bir kimse konumunda olursa, bunda denklik olmaz.
Din özelliğinin geçerli oluşuna dair delil; Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Hiç inanan kimse imandan çıkan fasık gibi olur mu? Bunlar bir olmazlar elbet…” (Secde Suresi 15). Çünkü fasık olan bir kimse adi ve bayağıdır, görüşleri ve şahitliği kabul edilmez, reddedilir. Onun ne malına ne de şahsiyetine güven duyulmaz, velayete ehil değildir. Gerek Allah (c.c.) katında gerekse kul katında eksik bir kimliğe sahiptir, dünya ve ahiret nasibi az olandır, durum böyle iken iffetli olmasını öne sürerek “denk olacağını” söylemek caiz olmaz. Bu özellikleriyle kadına denk olamaz, o ancak kendisi gibi özelliklere haiz olanlara denk olabilir.
Nesep özelliğinin denklik için şart olduğuna dair delile gelince, kuşkusuz Araplar, denklik derken nesepteki denkliği öne sürerler ve (mesela) kölelerle icra edilen evlilikleri kınarlar, bunun bir eksiklik ve utanç verici bir iş olduğunu öne sürerler.
Hür olmasına gelince, doğrusu, bunun denklik için şart olacağıdır. Bu durumda bir köle hür olan bir kadınla denk değildir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), erkek bir kölenin nikahı altında iken azad edilen Berlre’yi muhayyer bırakmıştır. Dolayısıyla bir sürenin geçmesinden sonra hür olmasıyla muhayyerlik sabit olduğuna göre, hürlüğün ansızın olması daha evladır. Bir de kölelik, büyük bir eksikliktir, zararı da ortadadır, nikahın sıhhatine ise engel teşkil etmez. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Berlra’ya: “Keşke ona dönseydin…” şeklinde buyurdu.
Mali durumuna (zenginliğe) gelirsek, bunun hakkında iki görüş vardır:
Mal durumlarının denk olması şarttır. Çünkü zengin bir kadının, kocasının fakir olması durumunda kadına bir tür zarar sirayet etmektedir. Bu durum, zaten insanların örfünde de bir eksiklik olarak telakki edilir. İnsanlar, zenginliği tıpkı nesebi öncüledikleri gibi öncelerler; dolayısıyla (erkek ve kadının) mal ve zenginlik durumlarının denk olması şarttır.
Mal durumlarının denk olması şart değildir. Zira fakirlik, dinde şerefli bir konum sayılır ve zengin olmak emredilen zorunlu bir özellik değildir; bu yönüyle hasta olmayıp sağlıklı olmaya benzer. İstenilen mali zenginlik sadece vacip ölçüde karısına infak edecek bir mala ve mehrini eda edecek kadar bir duruma sahip olmaktır.
Mesleğine gelirsek, bunun hakkında iki görüş gelmiştir:
Mesleğinin (güzel) olması denklik için şarttır. Buna göre dokumacı, hacamatçı, derici, çöpçü gibi düşük ve adi iş sahipleri, ticaret ve yapı/inşaat işleriyle meşgul olan şerefli ve üstün meslek sahiplerinin kızlarına denk sayılmazlar. Zira bu durum, insanların örfünde bir eksiklik olarak telakki edilir ve bu yönüyle nesebi eksik olanlara benzer.
Mesleğin bir eksiklik olmayacağına dair görüş nakledilmiştir. Buna benzer bir görüş, Ebu Hanife’den de gelmiştir. Zira bu, dinde bir eksiklik anlamına gelmez, din için bir gereklilik de sayılmaz; bu yönüyle zayıflık ve hastalığa benzemektedir.
Kusurlardan salim olmasına gelirsek, bu da nikahtaki denklik için şart değildir. Çünkü kusurlardan salim olmaması halinde bu nikahın batıl olmayacağında bir ihtilaf yoktur. Sadece kadın lehine -velileri dışında- muhayyerlik hakkı doğar; zira kadın o zaman zarar görmüş olur. Bu hususta velisinin, cüzamlı, alaca hastalıklı yahut deli olan bir erkekle evlenmesinden kadını alıkoyması icap eder. Bunun dışındakiler ise denklik noktasında muteber değildir.
Denklik konusu erkek hakkında muteberdir, kadın hakkında böyle değildir. Zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e denk kimse yoktur, ama O, Arap kabilelerinden bir bayanla, Safiyye binti Hayye ile evlenmiştir. Cariye olan bu hanımı esaretten kurtarmaya vesile olmuştur. Bir de çocuk, babasının üstün konumuyla şereflenir, annesi sebebiyle buna nail olmaz; dolayısıyla denklik anne’de gözetilmez.