"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zimmi’nin Vasiyet Etmesi ve Kendisine Vasiyet Bırakılması

Müslüman’ın bir zimmi’ye vasiyet bırakması sahih ve geçerlidir. Bunu, Sevri, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı söylemiştir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Onlara muhalefet eden başkalarını bilmiyoruz. Zira zimmi’ye verdiği hibe geçerlidir; dolayısıyla -bir Müslüman’a vasiyet bırakmak gibi- ona da vasiyet bırakmak sahihtir. Said b. Mansir şöyle der: Bize Süfyan, Eyüp’ten, o da İkrime’den şunu aktarmıştır: “Safiye binti Hayyi, Muaviye tarafından verilen kendi evini yüz bin (dirheme) karşılık sattı. Kendisinin Yahudi olan bir kardeşi bulunuyordu. Onun Müslüman olmasını teklif etti ki bu vesileyle eve o mirasçı kalmış olsun. Ancak o, bundan yüz çevirdi, bunun üzerine kardeşine yüzün üçte birlik miktarını vasiyet olarak bıraktı.”
Müslüman’ın bir zimmi’ye vasiyet bırakması geçerli olduğuna göre, bu durumda zimmi olan birisinin, Müslüman’a yahut zimmi’nin başka bir zimmi’ye vasiyet bırakması daha öncelikli olarak caiz olur. Bu da ancak Müslüman’ın başka bir Müslüman’a bırakmış olduğu geçerli vasiyet şartlarına uyması halinde sahih ve geçerlidir.
Daru’l-harp de iken harbi olana vasiyet bırakmak da geçerlidir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, İmam Malik ve Şafii ashabının çoğunluğunun görüşüdür. Çünkü ona hibe vermek geçerli olduğundan dolayı -zimmi de olduğu gibi- ona vasiyet bırakmak da geçerlidir. Nitekim Hz. Ömer, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendisine vermiş olduğu bir giysiyi, Mekke’de bulunan müşrik kardeşine giydirmiştir.
Esma binti Ebu Bekir’den gelen rivayete göre, o, şöyle demiştir: “Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. (Nasıl davranmam gerekeceği hususunu) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sorarak: ‘Annem yanıma geldi, benimle (görüşüp konuşmak) arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?’ dedim. Allah Resulü de: ‘Evet, ona gereken hürmeti göster.’ buyurdu.”
Bu iki hadis, harbi olanlara dahi iyi davranılmasını ve gereken alakayı kurmayı ifade etmektedir.
Bazı Şafiiler ise onlara (harbilere) bırakılan vasiyetin geçerli olmayacağını ortaya koymuşlardır. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife’nin de kavlidir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz…” (Mümtehine Suresi 3-9) Bu da gösteriyor ki, bizim savaşmakta olduğumuz harbilere iyilik yapmak helal değildir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime, kendileriyle savaşılmayan kimseler hakkında bizim lehimize olan bir delildir. Kendileriyle savaşılanlara gelince, onları dost edinmek yasaklanmıştır, onlara iyi davranmak ve vasiyet yasaklanmış değildir. Şayet ayetin mefhumu ile gerekçe gösterilmiş ise bu ayetin diğerleri lehine delil teşkil etmediğini söylemek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Sonra hibe vermenin caiz oluşu ve bu manada vasiyet bırakmanın caizliği noktasında icma da vardır. Bir Müslüman kendi köylüsüne yahut yakınlarına genel bir ifadeyle kapsamına Müslümanlarla kafirlerin de dahil olduğu bir vasiyet bırakmış olsa, buna özellikle Müslümanlar hak sahibi olurlar, kafirlere ise bir şey verilmez. Çünkü Yüce Allah: “Eğer çocuğu yok da ana-babası ona varis olmuş ise anasına üçte bir (düşer.)” (Nisa Suresi 11) şeklinde buyurmuştur. Ölen bir Müslüman ise o zaman bu kapsama kafirler dahil edilemezler. Lafız umum olarak geldiği halde Allah’u Teala’nın bu vasiyetine kafirler giremediklerine göre, Müslüman’ın bıraktığı vasiyette de durum aynıdır. Çünkü zahir hali gösteriyor ki o, kendisiyle din konusunda kavgalı bulunan kafirleri istememekte, onlara mirastan payın verilmesini uygun görmemekte ve onların fakirlerine harcanıp verilecek nafakanın da gerekli olduğunu düşünmemektedir. Bu nedenle de kafirler, miras konusunda genel ifadeyle gelen çocuklar, kardeşler, eşler ve diğer lafızlar kapsamından çıkmış oluyorlar. İşte burada da durum aynısıdır. Çünkü vasiyet konusu da, miras gibi aynı mecrada akıp gitmektedir.
İmam Şafii ise şöyle demiştir: Bu kapsama kafirler de girerler. Çünkü lafız umumunu kapsamaktadır. Bir de kafir olan bir kişi, köylüsüne yahut akrabasına bir şeyi vasiyet bıraksa, bu kapsama Müslüman da kafir de girer. Aynı şekilde Müslüman’ın bırakacağı vasiyeti de böyledir. Açıkça onları da vasiyetine dahil ettiğini söyleyecek olursa, bu vasiyet kapsamına dahil olurlar. Çünkü sözün aşikar olarak söylenmesi, durumun karinesine çelişki oluşturmaz. Bu durumda -hepsi kafir olduğu halde- köylülerine vasiyet bıraksa yahut akrabalarının tümü kafir olduğu halde onlara vasiyet etse, vasiyete dahil olurlar. Zira bu durumda tahsis edilmeleri söz konusu değildir; çünkü kapsam dışına çıkarılmaları, tamamıyla o lafzı ortadan kaldırmak demek olur.
Mesela kardeşlerine, geneline, amca çocuklarına, yetimlere yahut yoksullara vasiyet etmek gibi umum ifade eden diğer lafızlardaki hükme gelince, bunlar kendi memleketinin ahalisine vasiyet etmesi hükmü gibi sayılır. Ama bunlara bir kafir vasiyet bırakacak olursa, bu durumda vasiyeti sadece kendi dindaşını kapsar. Çünkü onun söylediği lafız, onları içermektedir ve onun hal karinesi de onları istediğini göstermektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/temyiz-cagina-ermis-olan-cocugun-vasiyeti/,https://kutsalayet.de/varisi-olmayan-kisinin-butun-malini-vasiyet-birakmasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız