Tesmiye etmeksizin, veresesinden birisinin payının aynı miktarını vasiyet edecek olursa, bu durumda miras olarak aldıkları en az payın miktarı verilir, miraslarının üzerine ise ziyade edilir. Durumu belli bir varise pay vereceğini vasiyet etse, o takdirde ona, mirasın üzerine ziyade olarak payın aynı miktarı vardır. Bu, cumhurun kavlidir. Ebu Hanife ve İmam Şafii de bunu ifade etmişlerdir.
İmam Malik ise; bu durumda ona (durumu) belli olan kimsenin payının aynısı verilir ve aynı şekilde, artmayan malın aslında alacaklıların eşitlenmiş olmaları hâlinde de onlardan birisinin payının aynısı verilir. Kalan da veresenin arasında taksim edilir. Çünkü vasiyetten önce varisin alacağı pay, malın aslındandır. O şöyle de demiştir: Eğer onlara fazladan verilecek olursa, bu durumda sayılarına bakılır ve paylar da onların sayılarından verilir.
el-Muvaffak (İbn Kudâme) şöyle demiştir: Bize göre o, varisini asıl ve temel kaide kılar, kendisine vasiyet bırakılanın payını buna hamlederek, bunu da ona benzer görür. Bu da ikisinden birisinin diğerine fazla almamasını gerektirmiş olur. Ne zaman malın aslından kendisine verilecek olursa, o zaman payının benzeri verilmiş olmaz ve eşitlik de elde edilmiş sayılmaz. Cümledeki ifade ise eşit olmalarını gerektiriyor.
“Paylar da onların sayılarından verilir.” kavli ise vasi lafzının gereği icabına terstir. Nitekim bu, veresesinden birisinin payı da değildir. Onun bu lafzı ancak onlardan birisinin payını icap ettirmektedir ve onların daha üstün konuma sahip olmaları da, onlardan birisinin payının daha düşük paylı olmasına mani değildir. Öyleyse vasiyeti bırakanın söz ve ameli gereği, vasiyetinin icabına göre bu vasiye sarf olur. Bu ise aslen vasiyetçinin sözünü gerektirmeyecek bir şeyi ortaya koymaktan daha evla bir iştir.
Ona payın sadece en düşüğünün verilmiş olması, bunun kesin olarak bilinmesine matuftur. Zira fazla verilmesi şüphelidir. Bu ise şüpheyle sabit olmaz.