Kime bir vedia verilir ve o da ona ait bir kısmını alır kullanırsa, aldığı kısmı tazmin eder. Bu haliyle geri verir yahut mislini verirse, ondan tazmin (sorumluluğu) düşmez. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü tazmin, malın alınması sebebiyle kişinin zimmetine bağlı bir konudur. Böyle olduğuna dair delil ise; emanet malını geri vermeden evvel elinde telef olması halinde, onu tazmin etmek durumunda kalmasıdır. Tazmin etmediği sürece onu sahibine geri vermiş olmaz ve sahibi de sanki malı gasbedilmiş kimse hükmünde değerlendirilir.
İmam Malik: O takdirde malı, sahibine geri verdiğinde yahut onu misliyle ödediğinde artık tazmin etmesi gerekmez, demiştir. Rey ashabı ise şöyle demişlerdir: Aldığı kısmı harcamamış olursa ve onu da geri vermiş bulunursa, bundan dolayı tazmin gerekmez. Ama onu harcamış olur, sonra da geri verir yahut mislini öderse, o halde tazmin öder.
Diğer emanet eşyalarına gelince, bakılır: Eğer bunlar, ağzı bağlı yahut kapalı bir kesede bulunacak olur da bağ çözülmüş yahut kesilmiş olursa, o zaman tazmin edilir. İster keseden malı çıkarmış olsun yahut olmasın, fark etmez. Çünkü bu, haddi aşmak suretiyle koruma kasasına saldırmak anlamına gelir. Dirhemler kese içinde değilse yahut kesenin ağzı bağlı olmaz veyahut alınan eşya bir elbise olur da, ondan sadece bir tanesini alır ve onu da ayni olarak geri verirse, bunu diğerine tazmin etmez; çünkü o (böyle yapmakla) başkasının malında haddi aşmış sayılmaz.
Haddi aşar ve elbiseyi giyer, bineğe biner yahut kullanmak için vedia eşyasını alır veyahut bu eşyaya hıyanet eder sonra onu emanet niyetiyle yerine geri getirip bırakırsa, onu tazmin etmekten kurtulamaz. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü onu haksızlıkla tazmin etmiş olacağından, bu durumda bedelini ödettirmesi geçersiz olur, sanki onu önce inkâr etmesi ardından ikrar etmesine benzer.
Ebû Hanîfe ise; o zaman beri olur; çünkü o malı sahibinin izni dâhilinde elinde tutmuş olduğundan, bu yönüyle haddi aşmadan evvelki duruma benzemektedir, demiştir. Ama buna geçen ifadelerle cevap verilmiştir.