Kimin yanında vedia olur, iki kişi de gelir iddiada bulunurlarsa, o da onlardan sadece birisi hakkında ikrar ederse, malı sadece ona teslim eder. Çünkü onun eli ona malik olduğuna delildir. Bu emanet malını, ikisi, tek kişi için iddia etmiş olsalar, bu durumda itibar edilecek söz onun sözüdür. Ondan başkası için emanet malını ikrar etmiş olsa, o takdirde onun bunu kabul etmesi gerekli olur, diğeri için de yemin etmesi gerekir; çünkü onun hakkını inkâr etmiştir. Buna göre yemin ederse, beri olur; yemin etmeyip karşı çıkacak olursa, bunun kıymetini borçlanıp ödemesi gerekir. Çünkü bu malın gitmesine o sebebiyet vermiştir. Aynı şekilde ilki hakkında ikrar ettikten sonra ikincisi için de ikrar ederse, bu malı ilkine teslim eder; çünkü ikrar etmesi hasebiyle buna o hak sahibi olmuştur, ikincisi için de kıymetini borçlanır. Eğer her ikisi için de birlikte ikrarda bulunursa, o takdirde mal ikisi arasında taksim edilir ve yarı yarıya almalarında ikisinin yemin etmeleri gereklilik arz eder.
Şayet adam: “Bu emanet malı ikisinden birisine aittir, ama ayni olarak kime ait olduğunu bilmiyorum.” der ve bu minvalde bilgi sahibi olmadığını ikisi öne sürerlerse, o zaman yemin etmesi gerekmez. İkisi onun bilgi sahibi olduğunu iddiada bulunurlarsa, bunu bilmediğine dair bir defa yemin etmek durumunda kalır. Çünkü hakkında iddiada bulunulan husus bir tanedir ve bu, mal sahibinin ayni ile birlikte söz konusu olan bilgisidir. Bu durumda bir defa yemin etmesi yeterlidir; sanki ikisi emanet malı hakkında iddiada bulunuyor da, o da birisi hakkında ikrar ediyor gibidir.
Ebû Hanîfe ise; bu durumda iki defa yemin eder, sanki emanet malının ikisine ait olduğunu inkâr ediyor gibi kabul edilir, demiştir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bunu inkâr etmiş olsa, o zaman her ikisi de emanet malının kendilerine ait olacağını iddiada bulunurlar; halbuki ikisi de iddiada bulunanlar durumundadır ve birbirleriyle ayrılmışlardır. Dolayısıyla yemin edecek olursa aralarında kura çekilir. Kura da sahibi çıkan kişi yemin eder ve ona mal teslim edilir. Çünkü onlar ellerinde olmayan mal hususunda, haklı olarak aynı konumda değerlendirilmektedirler, öyleyse aralarında kura çekilmesi icap eder. Bu, tıpkı iki kölenin -sahibinin hastalık döneminde- kendilerini âzâd etmesiyle üçte birlik hissenin ikisinden yalnız birisine kura şekliyle çıkarıp vermesine ve yolculuğa çıkan bir kocanın, eşlerinden birisini götürmek için çektiği kura’ya benzemektedir.
İmam Şafii ise: Bu durumda ikisi yemin ederler ve anlaşana değin de ikisi arasında o emanet malı bekletilir. Çünkü ikisinden hangisinin bu mala malik olduğu bilinmemektedir, demiştir.
İmam Şafii’den gelen diğer görüş ise bu malın, her ikisi arasında taksim edileceği yönündedir. Sanki bu mal hakkında ikisi için de ikrar etmiş gibi kabul edilmektedir. Nakledildiğine göre bu görüş, Ebû Hanîfe ve iki arkadaşı (Ebû Yûsuf ve Muhammed)’in de görüşünü oluşturur. Onlar şöyle demişlerdir: İkisinden her birisi hakkında o malın yarısını, kendisine emanet bırakılan kişi tazmin eder. Çünkü emanet bırakılan bu mal, bizzat onun cehaleti sebebiyle gitmiştir.
el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Ebû Hanîfe’nin bu görüşü doğru değildir. Çünkü ayni mal telef olmuş değildir. Zaten aşırıya kaçmadığı sürece o kimsenin o malı telef etmesi hâlinde, onu tazmin etmesi de gerekli değildir. Bunu bilmemesinde de haddi aşmış olduğu anlaşılmaz; zira bu genişliğinde unutmaması ve bilmemesi söz konusu olamaz.