"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Lukata’nın tarifi

Lukata (buluntu eşyası)nın tarifi hakkında altı fasıla vardır:

Birincisi: Bu lukatanın gerekliliği hakkındadır. Zira lukatayı bulan herkes hakkında bu bir vecibedir; ister onu mülkiyetine geçirmek istemiş olsun yahut da onu sahibine vermek için muhafaza etmiş olsun, fark etmez. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), bunu emir buyurmuş ve buluntu eşyası hakkında bir ayrım yapmamıştır. Nitekim onu sahibine vermek için bu eşyayı koruyup saklamak, ancak onu sahibine ulaştırmakla kayıtlanmıştır ki, bunun yolu da (bulunması için) onu tarif etmekle mümkündür. Ama buluntu eşyasının onu bulanın elinde kalıp, onu sahibine ulaştırmaması ise açıkçası o eşyayı helak etmek anlamına gelir. Çünkü ilan edilmeksizin onu sahibine ulaştırmayıp elinde tutması demek, onu sahibine ulaştırmayıp zayi etmektir ve bu da caiz değildir. Zira tarif/ilan vacip olmasaydı bu durumda onu lukata şeklinde elinde (muhafaza edip) tutmak da caiz olmazdı. Çünkü o zaman bu eşyanın olduğu yerde kalması, onun sahibine ulaşmasından daha yakın ihtimalde sayılır. İmam Şafii ise lukata eşyasının, sahibi için muhafaza etmeyi isteyen kimse hakkında bunun bir vecibe olmayacağını ifade etmiştir.

İkincisi: Bu lukatanın tarif/ilan süresidir. Bu süreyi gözetmek ise sünnettir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü buluntu eşyası hakkında gelen Zeyd b. Halid hadisine göre: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onun bir sene ilan edilmesini emir buyurmuştur.” Bu senenin ise malın bulunması itibariyle ve haddi zatında peşini takip etmesi şeklinde bir vecibesi söz konusudur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), lukata hakkında kendisine sorulduğunda onun ilan edilmesini emir buyurmuştur; zira emir ifadesi de onun “hemen” yapılmasını gerektirmektedir. Zaten ilandan kasıt da o ilan haberinin, mal sahibine bizzat ulaştırılmasıdır. Bu da peşi sıra olmak üzere malın zayi olmasının akabinde ilan etmekle elde edilir.

Üçüncüsü: Lukatayı ilan etme vaktidir. İlanı gece değil, gündüz vakti yapılır. Çünkü insanların kalabalık oldukları ve birbirleriyle karşılaştıkları vakit dilimi gece değil, gündüzdür. İlanı ise lukata malını bulmuş olduğu o gün içerisinde yapar ve o hafta içerisinde ilan daha sıklıkla yapılır. Çünkü bu zaman diliminde talep de fazladır. Sonrasında ise ilanı peş peşe hemen yapmak vacip değildir.

Dördüncüsü: Lukatanın yeridir. Bu yerler ise çarşı/pazarlardır, namaz sonrasında toplanıp kalabalık oluşturdukları mescitlerin giriş kapıları ve cami önleridir. Aynı şekilde insanların yoğun bir şekilde bulundukları mekanlar da buna dahildir. Çünkü ilandan kasıt — sahibinin ortaya çıkması için — lukata malını hatırlatmak ve onu izhar etmektir. Buluntu eşyanın sahibini bulmak için çarşı/pazarlarda araştırma yapması zorunludur, ama bu araştırmayı mescitlerde ilan etmez. Zira mescitler bu amaçla bina edilmemiştir.

Beşincisi: Buna kimin velayetlik edeceğidir. Kayıp eşyayı bulan kimse, bu işe kendisi velayet edebildiği gibi, kendi yerine başkasını da tayin edebilir. Bunu gönüllü olarak yaparsa ne âlâ, aksi halde buna dair ücret isterse o zaman bu, lukatayı bulan şahsa aittir. Bunu, İmam Şafii ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu, ilanı veren kimse üzerine bir vecibedir; dolayısıyla onu ödemek de kendisine aittir, sanki o malı mülkiyetine geçiren kimsenin hükmü gibi sayılır. Nitekim bu konuya kendisi velayet etmiş olsaydı, bundan dolayı o da söz konusu buluntu eşyasının sahibinden bir ücret almayı hak etmeyecekti. Dolayısıyla bundan dolayı adam kiralamış olması da böyledir. Ebü’l-Hattab’ın tercih ettiği görüşe göre, söz konusu bu buluntu eşyasını — temlik olmaksızın — sadece sahibini bulmak için muhafaza etmeyi kasdetmiş olsa, bu durumda o, malın sahibine ücretle rücu eder. İbn Akil de ilan şeklinde malik olunmayan mallar hakkında bunun aynısını söylemiştir. Çünkü bu, malın sahibine ulaşma noktasında bir teminattır; dolayısıyla ücreti de mal sahibinin üzerine gerekli olur, tıpkı onun malına ait depo ve davarı sebebiyle ücreti gibi kabul edilir. İmam Malik ise şöyle demiştir: Eğer malı ilan edene (mal sahibi) o malından bir şey verecek olursa, bu durumda ona bir borç yoktur. Tıpkı o malı muhafaza eden kişiye ondan bir şeyler vermiş gibi sayılır. Ama buna geçen ifadelerle cevap verilmiştir.

Altıncısı: İlanın keyfiyeti hakkındadır. Bu da o buluntu eşyasının sadece cinsini zikrederek: “Kimin altını, gümüşü, dinar yahut giysisi vb. kaybolmuş ise…” şeklinde demesi ve onu nitelememesidir. Zira onu niteleyecek olursa, o takdirde onun özelliğini işitmiş olanların bilgisi sebebiyle o, mal sahibi açısından bir delil olarak kalmamış olacaktır. Yahut bazıları bunu kendileri sahiplenmek isteyecek ve ona malik olmadıkları halde onu elde etmiş olacaklardır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/lukata-nedir/,https://kutsalayet.de/lukata-esyasinin-az-olmasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız