"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

“Öldüğünde bu mal benimdir.” diye şart koşacak olursa

Kişi: “Öldüğünde bu mal benimdir.” diye şart koşacak olursa, bunun hakkında İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:

Birincisi: Bu durumda akit ve şart geçerlidir. Ne zaman ki mumer (umra kılınan şahıs) ölecek olursa, mal da mumer’e rücu eder. Bunu, İmam Malik ve Ebu Sevr söylemiştir. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin iki görüşünden birisini de oluşturmaktadır. Çünkü bu noktada Cabir’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in cevaz verdiği umra: ‘Bu, senin ve çocuklarının olsun!’ demekle yapılır. Fakat: ‘Bu mülk, yaşadığın müddetçe senin olsun!’ derse, o mülk sahibine döner.”

Bir lafızda ise Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Herhangi bir kişiye ve çocuklarına bir umra hibe edilirse, bu o kişinin olur. Bu umra, hiçbir zaman hibe eden kişiye geri dönmez. Çünkü onun bu hibesi, miras hükümlerinin geçerli olduğu bir hibedir.”

İkincisi: Bu durumda hibe, mumer’e ve varislerine kalır, şart ise sakıt olur. Bu da İmam Şafii’nin yeni görüşü ve Ebu Hanife’ye ait olan kavildir. Bu, mezhebimizin kuvvetli görüşünü de oluşturur. Mutlak olan hadisler sebebiyle bunu İmam Ahmed, Ebu Talib’ten gelen rivayetle ifade etmiştir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur ki: “Ne rukba ne de umra helal değildir. Kime bir şey umra kılınmışsa yahut kime de bir şey rukba kılınmışsa — hayatta olsun, ölmüş olsun — bu ona ait olur.”

Bu da açık olarak şartın iptal ve geçersiz olduğunu gösterir. Çünkü rukba’da şart olan husus, mal sahibinin kendisinden önce ölmesi durumunda malın avdet etmesidir. Zira biz, bu şartı caiz görecek olursak, o takdirde vakitli bir hibe olmuş olur ki, hibe de vaktin belirlenmesi caiz değildir, bu hibenin şartını da ifsat etmez. Zira bu, mumer’e şart olan bir durum değildir; bu, ancak veresesi üzerine bir şarttır. Ve ne zaman ki kendisiyle akdedilen bir şeyde şart olmazsa, bunda bir etkisinin olması da mümkün değildir.

Ama: “Şu evimde yaşadığın süresince yahut yaşadığın müddetçe onda kalabilirsin.” vb. şeyler söyleyecek olursa bu, bağlayıcı bir akit anlamına gelmez. Çünkü bu, gerçekte hibenin menfaat ve faydaları demektir ve bu faydalar da ancak zamanın peyderpey geçmesiyle anlam kazanır ve elde edilir. Öyleyse bu noktada kabzettiği ve o evde kaldığı süre kadarıyla bağlayıcılığı ifa etmiş olur. Bu halde iken o meskenden istediği vakit rücu etme hakkı doğar. Taraflardan hangisi ölürse, (meskenden istifade etme) mübahlığı geçersiz olur.

Bunu, ilim adamlarının çoğunluğu ve onlardan fetva ehli olarak ibraz olmuş topluluk içinde bulunan Sevri, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu, söz konusu hibe’ye bağlı faydalarının mübahlığıdır — ariyye akdinde olduğu gibi — bağlayıcı bir muamele sayılmamaktadır. Bu yönüyle umra konusundan da ayrılır; çünkü umra bağlayıcılığı bulunan bir hibe şeklidir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/rukba-nedir/,https://kutsalayet.de/lukata-nedir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız