Babadan başkasının, hibesinde ve hediyesinde rücu etme hakkı yoktur. Bunu, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hibesinden dönen kimse, kusmuğunu dönüp yalayan kimsenin durumu gibidir.” Bir lafız ise şöyledir: “Kusmuğuna rücu eden köpek gibi hibesinden dönen kimsenin kötü örneği bize yakışmaz.” Bu hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Bir buyruğu da şöyle gelmiştir: “Kişinin verdiği atiyyesinden yahut hibesinden dönmesi helal değildir. Ancak çocuğuna bir şey hibe eden baba bundan müstesnadır.”
Sevri, İshak ve rey ashabı ise şöyle demişlerdir: Akrabası olmayan kimselere bir şeyi hediye veren kimse, karşılığı verilmediği sürece bundan dolayı rücu etme hakkı doğar. Kim de akrabası olan kimselere bir şeyi hediye verirse, bundan dolayı rücu edemez. Nitekim bu minvalde Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kişi, karşılığı verilmediği müddetçe hibesini geri alma hakkına sahiptir.” Çünkü bu hediyenin karşılığında bir ivaz hasıl olmadığından dolayı -ariyet malında olduğu gibi- bundan rücu etmesi de caizdir. Şöyle cevap verilmiştir: Hediye verdiği için bu mal konusunda onun üzerinde velayeti yoktur. Onun içindir ki mahrem olan akraba gibi kabul edilir ve bu hibesinden rücu edemez.
el-Muvaffak (İbn Kudame) şöyle der: Bizim öne sürdüğümüz hadisler, onların ortaya koydukları hadislerden daha sahih ve daha evladır. Ariye konusuna gelince bu ise sadece fayda ve menfaatlerin hibe edilişi demek olur, kabzedilmesiyle bu hasıl olmaz. Eğer kullanılması neticesinde kişi onu kabzetmiş olursa, ariyenin faydalarından elde edilen şeyler bizim konumuzun benzerini ifade etmiş sayılır ki, o zaman da bundan rücu etmek caiz olmaz.
İttifaktan hasıl olduğu üzere, her kim -çocuğu olmaksızın- mahrem olan akrabasına bir şeyi hibe edecek olursa, bunda rücu hakkı yoktur. Aynı şekilde kocanın karısına hibe ettiği şey de böyledir. Söz konusu olan ihtilaf ise bunların dışındakiler için mevzu bahistir. Kadının kocasına bir şeyi hibe etmesine gelince, bu noktada İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir. Birincisi: Bu durumda kadın o hibesinden rücu edemez. Bu, İmam Malik, Sevri, İmam Şafii, Ebu Sevr ve rey ashabının görüşüdür. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvaya daha uygundur.” (Bakara Suresi 237) Şöyle de buyurmuştur: “Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.” (Nisa Suresi 4) Bunun yanında zikri geçen hadislerin genel ifadesi de buna delil teşkil etmektedir.
İkincisi ise: Kadın o hibesinden rücu edebilir. Çünkü bu bağlamda Hz. Ömer’in kavli şöyledir: “Kadınlar isteyerek ve korkarak (hediye) verirler. Hangi kadın kocasına bir şey verir de dilediğinde onu geri almak isterse, buna başvurabilir.” Bu ise Şüreyh ve Şabi’nin görüşüdür. İmam Ahmed’den gelen üçüncü görüşün zahirine göre, kadının bu hibesi noktasında, kocasının kendisinden onu istediğine, ona kızgın olması veyahut kadının kocasından korkmasından dolayı o hibeyi geri vermek durumunda kalması gibi bir karine/delil bulunuyorsa, o zaman kadının bu hibesinden rücu etme hakkı doğar. Çünkü bu durum, o kadının hediyeyi gönül rızasıyla ona vermediğine şahitlik eder. Halbuki Yüce Allah, sadece gönül hoşluğu olması şartıyla onu vermeyi mübah kılmıştır.
Sadaka veren kimsenin bu sadakasında rücu etmesi (dönmesi) zikri geçen ilim adamların hepsine göre caiz olmaz. Çünkü Hz. Ömer buyurur ki: “Kim, akraba bağları için hibe verir yahut bunu sadaka şekliyle yerine getirirse, bunlarda rücu edemez.”
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bizim ileri sürdüğümüz hadislerin genel olmasının yanında, bizim ve onların ortaya koydukları deliller ittifak halindedir. Bu nedenledir ki bizim de onların da ileri sürdüğü görüş hakkında ittifak edilmiştir.