"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hibeden dolayı kazanç elde etmeyi murad etmek

Mutlak olan, hibe kazancı elde etmeyi kapsamaz, ister bir kimse hibenin aynısını, daha düşüğünü veyahut daha üstün olanını vermiş olsun, fark etmez. Bunu, Ebu Hanife söylemiştir. Çünkü bu, teberru/bağış üzere gerçekleşen bir atiyye olduğundan -misli bir hediye ve vasiyet de olduğu gibi- bununla kazanç gerçekleşmez. İmam Şafii de hibenin aynısı ile düşüğü hakkında önceki açıklamaların benzerini söylemiştir. Ama daha üstün bir hibeyi vermiş olursa, bunun hakkında ise iki görüşü bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre bu durumda kazanç gerçekleşir. Bu, aynı zamanda İmam Malik’in de görüşüdür. Çünkü Hz. Ömer’in: “Her kim bir hibe verir, bununla sadece kazanç elde etmeyi kasdetmiş olur da bu hibesi üzere kalırsa, bundan razı olmadığı sürece hibesinden rücu etme hakkı olur.” kavli bunu ortaya koymaktadır.

Hibeden dolayı bir karşılıklı (ivaz) koyulursa, o zaman bu, ivazsız başlı başına yeni bir hibe hükmünde olur ve bu durumda ikisinden hangisine bir kusur isabet edecek olursa, artık onu geri verme hakkı da doğmaz. Hak sahibi olarak hibe elinden çıkacak olursa, bunu o sahibi alır ve hediye verilen şahıs da bedeliyle bundan rücu edemez. Eğer hibede belli bir kazancı şart koşarsa bu, geçerlidir. Çünkü bu, alışverişte olduğu gibi ivazı bilinen bir temlik sayılır. Hükmü ise derk tazmini, muhayyerlik sabitesi ve şüta noktasındaki alışveriş hükmüne benzemektedir. Bunu, rey ashabı söylemiştir. Şafii ashabı ise bunun sahih olmayacağını; çünkü hibe konusunda koşulan bir şartın, hibenin gereğini olumsuz kılmayacağını, ifade etmişlerdir. Ama bunun bir ivaz/karşılık şeklinde söz konusu olan bir temlik olacağı yönünde cevap verilmiştir ki, o takdirde bu, sahih ve geçerli olur. Sanki: “Bunu, sana dirhem karşılığında mülk olarak verdim.” demiş gibi kabul edilir. Çünkü “temlik” ifadesini kullanmış olursa, bu durumda bu bir hibe sayılır, “ivaz/karşılık” ifadesini kullanmasıyla da bu bir alışveriş olmuş olur.

Hibede meçhul bir kazancı şart koşarsa, bu geçerli olmayacağı gibi, hibe de fasit olur. Hükmü de fasit bir alışverişin hükmü gibi sayılır. Bu durumda hibenin kendisine verildiği şahıs, muttasıl ve munfasıl olan tüm fazlalıkları geri verir. Zira bunlar, hibeyi verenin mülkünde bulunan artışlar ve fazlalıklardır. Hibe eğer telef edilen mallardan idiyse, o zaman da bunların bedelini öder. Bu, İmam Şafii ile Ebu Sevr’in görüşünü oluşturmaktadır.

İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan bunun sahih olacağı şeklindedir. Buna göre razı olduğu bir ivazla o hibenin yerine bir şeyi verecek olursa, bununla akit bağlayıcı olur. O zaman, karşısındaki razı olana değin ona vermek düşer. Bunu yapmayacak olursa, hibeyi verenin rücu hakkı doğar. Çünkü bu, bir alışveriştir ve bunda karşılıklı rızaya itibar edilir; ancak bunun yanında karşılıklı olarak ivazla verilen bir alışverişe dönüşmüştür. Dolayısıyla onu memnun edecek bir karşılık/bedel verirse, o takdirde memnun olmaları hasebiyle karşılıklı olarak ivaz vermeleri neticesinde alışveriş hükmü hasıl olur. Bunun temeli Hz. Ömer’in: “Bundan razı olmadığı sürece hibesinden rücu etme hakkı olur.” kavlidir. Buna yakın bir mana da Hz. Ali, Fudale b. Ubeyd ve Malik b. Enes’ten de rivayet edilmiştir. Bu, mutlak hibenin kazanç gerektireceği görüşünü kabul edenlere ek olarak, İmam Şafii’nin de havlini oluşturmaktadır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hibeden-rucu-etmek/,https://kutsalayet.de/umra-ve-rukba-nedir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız