Atiyye/hediye konusunda, çocuğuna fazladan verecek olur yahut bazılarına özellikle atiyye vermeyi tahsis etmiş olur ve hediyeyi geri istemeden önce baba ölecek olursa, hibe edilen şahsiyete bu hediye sabit ve lâzım olur. Diğer kalan verese için rücu etme hakkı olmaz. Bu, İmam Ahmed’in ifade ettiği görüşü oluşturmaktadır. Bunu, İmam Mâlik, İmam Şâfiî, rey ashabı ve ilim ehlinin çoğunluğu söylemiştir.
Bu konuda İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre ise diğer veresenin söz konusu hibeyi rücu etmeleri hakkı bulunmaktadır. Bu ise İshak’ın görüşüdür. Ancak o şöyle demiştir: Bir adam ölür ve aralarında miras baş gösterecek olursa, kardeş ve kız kardeşleri dışında verdiğinden bir şeyin faydasını kapsamış olmaz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu (başkasına fazladan vermeyi) haksızlık olarak isimlendirmiş ve: “Zulüm üzere beni şahit tutma…” diye buyurmuştur. Haksızlık ise haramdır. Bu haksızlığı işleyenin yaptığı bu icraat helal olmadığı gibi, karşı tarafın bu payı alması da doğru değildir. Ölüm olması da bu haksızlığı ve zulmü haram olmaktan çıkartmaz; dolayısıyla da bu hibeyi geri vermek icap eder.
Birinci görüşün delili; Hz. Ebû Bekir’in, hurmaları hediye ederken (kızı) Hz. Âişe’ye söylediği: “Umarım ki havzanda bunları tutarsın…” sözüdür. Bu da gösteriyor ki bunları havzasında tutmuş olması durumunda, Hz. Ebû Bekir de bundan rücu edemezdi.
Bunlar, hibe eden babanın sağlıklı olduğu zaman dilimlerinde caridir. Ama ölüm hastalığında iken bazı vereselerine atiyye vermesine gelince, bunlar icra edilmezler. Çünkü ölüm hastalığında iken atiyye vermek, vasiyet hükmüne benzer ki, o zaman — icmâya göre — vereceği şahıs yabancı olması halinde üçte birlik payın durumuna itibar edilir. Aynı şekilde bu durumdaki hibe, varis hakkında da verilmez.
İbn Münzir şöyle demiştir: Kendilerinden ilim ezberlediğim her bir ilim adamı, ölüm hastalığında bulunan kişinin verdiği hibelerin hükmünün, vasiyet hükmünde sayılacağı noktasında icmâ etmişlerdir.