"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Çocuğa verilen hibeden rücu etmenin dört şartı vardır

1) Hibenin, çocuğun mülkünde baki kalması.
Şayet hibe, satılması, hediye edilmesi, vakfedilmesi, miras bırakması vb. gibi bir sebeple onun mülkünden çıkmış olursa, o zaman bu hibesinden rücu edemez. Çünkü bu durumda çocuğun dışındaki kimselerin mülkünü geçersiz sayma anlamı çıkmaktadır. Satış, hediye, vasiyet, miras ve buna benzer yeni bir sebebe bağlı olarak hibe avdet edecek olursa, bu noktadaki hibeden rücu etmeye malik olamaz; çünkü yeni bir mülk ile avdet olmayacağı için babasının öncesindeki hibesinden istifade etmiş olmaz. Bir kusur sebebiyle, ikale yahut müşterinin iflas etmesi neticesinde bu satış bozulacak (fesholacak) olur da bu şekilde hibe avdet edecek olursa, bunun hakkında ise iki görüş yer almaktadır. Ama şart muhayyerliği yahut meclis muhayyerliği sebebiyle akdin fesholması neticesinde bu hibe avdet etmiş olursa, hibeden rücu etme hakkı doğar. Çünkü o mülk, bu durumda henüz istikrar kılmış sayılmaz.

2) Hibenin kendisi, çocuğun tasarrufunda olmak şekliyle baki kalmış olması.
Yani söz konusu olan hibenin, çocuğun kendi sorumluluğunda olduğu halde tasarrufa malik olmasıdır. Buna göre cariye çocuk doğurmak isterse, babanın bundan rücu etme hakkı doğmaz; çünkü buradaki mülk sayılan çocuğun, efendisinden başkasına intikal ettirilmesi caiz değildir. Ayni mal rehin bırakılır yahut iflas eder veyahut da hacr altına alınırsa, babanın bunda rücu etme hakkı yoktur. Zira bunda çocuğun hakkını iptal ve geçersiz sayma anlamı çıkmış olur. Dolayısıyla tasarrufu men eden kişi ortadan kalkacak olursa bu durumda rücu hakkı doğar; çünkü çocuğun mülkü ortadan kalkmış değildir.

3) Hibenin, çocuktan başkasına verilmesine taalluk etmemesi.
Şayet — çocuğa bir şeyi hediye etmede olduğu gibi — çocuktan başkasına hibe taalluk eder, insanlar da bu muamelesinde ona rağbet eder ve ona borç (para) verirlerse yahut evlenmesine dair istekte bulunduklarında, erkek olması halinde onu bir bayanla evlendirecek olurlarsa, bu noktada İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:

Birincisi: Bu durumda erkeğin rücu hakkı olmaz. Bu görüş, Mâlikî mezhebine aittir. Çünkü bu, çocuktan başkasının hakkına taalluk etmektedir; dolayısıyla da rücu etmesi halinde onun hakkını geçersiz saymak anlamına gelir. Bir de bununla Müslümanlara zarar vermek şeklinde bir tür maharet gösterme anlaşılabilir. Bu noktada maharet göstermek ise caiz değildir.

İkincisi: Bu durumda rücu hakkı vardır. Çünkü zikri geçen hadisin genel manası bunu ifade eder. Zira evli ve borçlunun hakkı bu malın kendisine taalluk etmeyeceğinden, bu hususta rücu etmesini de engellemez.

4) Hibenin, muttasıl (bitişik ve artan gibi) bir fazlalık oluşturmaması.
Mesela hibenin (eşya olması halinde) büyümesi ve artması, (köle olması halinde de) sanat öğrenmesi buna bir örnek sayılır. Dolayısıyla hibe artacak olursa bu noktada İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:

Birincisi: Hibenin rücu etmesine engel teşkil etmez. Bu görüş Şâfiî mezhebine aittir. Çünkü bu hibe, kendisine hibe edilen şahısta bir fazlalık oluşturmaz; dolayısıyla da hibenin rücu etmesine engel değildir. Tıpkı malın kabzedilmesinden ve munfasıl (ayrı) olmasından evvel söz konusu olan fazlalık gibi kabul edilir.

İkincisi: Bu durumda engel teşkil eder. Bu da Ebû Hanîfe mezhebine aittir. Çünkü kendisine hibe edilen şahısa verilen bu fazlalık, onun mülkünde söz konusu olan bir artıştır; dolayısıyla da babası cenahından kendisine intikal etmiş sayılmaz. Onun için — munfasıl malda olduğu gibi — bu hususta rücu etmeye malik değildir. Bunda rücu etmeyecek olursa, aslında da rücu etmez ki, kötü bir ortaklığa sürüklemiş olmasın.

Hayvanın yavrusu, ağacın meyvesi ve kölenin kazancında olduğu gibi munfasıl olan fazlalığa gelirsek bu, rücu etmeye mani değildir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf da yoktur.

Hibe konusunda rücu etmek, bir kimsenin: “Bu hibemden vazgeçtim yahut onu geri aldım.” veyahut buna benzer rücu edip vazgeçtiğine delalet eden lafızlar söylemesidir. Bu noktada bir hakimin hükmüne gerek yoktur. Bunu, İmam Şâfiî söylemiştir. Çünkü bu, akdin fesh olmasında bir muhayyerliği ortaya koyduğundan, hüküm vermeye ihtiyaç duymaz, tıpkı şart muhayyerliğinin feshedilmesine benzer.

Ebû Hanîfe ise hakimin vereceği hüküm olmadığı sürece bundan rücu etmesinin geçerli olmayacağını ifade etmiştir. Çünkü bu hibe, kendisine hibenin verildiği şahıs hakkında istikrar kılınmış bir mal sayılır.

Çocuğuna verdiği hibeyi eğer alacak olur da kendisi rücu etmeye niyetlenirse, o zaman bu rücu sayılır ve itibar edilecek söz, onun niyetinde ifade ettiği sözdür. Niyet edip etmediği bilinmeyecek olur ve bu da babanın ölümünden sonra gerçekleşmiş olursa, rücu ettiğine dair bir karine (delil ve işaret) de yoksa, o takdirde rücu ettiğine dair hüküm verilemez. Çünkü onu alması demek, hem rücu ettiğine ve hem de rücu etmediğine muhtemeldir. Kuşkusuz bizler, hakkında şüphenin bulunduğu bir işi, kesin bir hükümmüş gibi yok edemeyiz.

Eğer rücu ettiğine delalet eden bir karine bulunuyorsa, bunun hakkında iki görüş yer almaktadır. Hiçbir amel ve söz olmaksızın rücu etmeye niyet etmiş olursa — bir görüşe göre — bu şekilde rücu hasıl olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/babanin-cocuguna-verdigi-hibeden-donmesi/,https://kutsalayet.de/hediyeyi-geri-almadan-once-babanin-olmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız