"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Vakfın menfaatlerinin iptal olması

Vakıf harap olur ve menfaatleri de iptal olursa, mesela yıkılan bir ev yahut mescid olur, o yerin halkı da taşınır ve gittikleri yerde namaz kılamayacak olurlarsa veyahut halkın çoğu ayrılıp bölük pörçük yaşamaya başlarlarsa, ev ve mescidi tamir ettirecek durumları olmaz, ama bir kısmını satmak suretiyle tamirleri yahut bir kısmının tamiri mümkün olursa, o takdirde kalan yerlerin tamir edilip onarılması için bir kısmını satmak caiz olur. Eğer bunlardan bir şeyi ifa etmekle fayda hasıl olmayacak olursa, o zaman vakfın hepsi satılır.

Nitekim rivayet edildiğine göre Hz. Ömer (radıyallahu anh)’a, Kûfe’deki Beytü’l-Mâl’a hafiye görevi yapan Sa’d’ın haberi ulaşınca, ona mektup yazıp; Temârîn mevkiinde yer alan mescidi nakletmesini ve Beytü’l-Mâl’ı mescidin kıblesinde seferber etmesini belirtmiş; zira namaz kılanların bulunmadığı bir yerde mescidin söz konusu olamayacağını ortaya koymuştur. Bu husus, sahabelerin huzurunda gerçekleşmiş ve ona muhalif olan da çıkmamıştır. Dolayısıyla da bu, bir icmâ hâlini almıştır. Bir de, zikredildiği üzere vakfın ortada kalması, bir anlamda şeklen kalmasının imkânsız olması dolayısıyla (ayakta kalması) zorunluluk arz etmektedir. Tıpkı vakıf olarak bırakılan bir câriyenin çocuk doğurmak istemesine benzer. Bunda maksadın geride kalmasını istemek yatar. Nitekim vakfın menfaatlerinin iptal olmasının yanında bizim vakıf malına olan suskunluğumuz elbet maksadı da zayi eder. Hasar oluştuğunda maksadın doğruluğundan da uzaklaştırmış olur; zira –her ne kadar bir yere tahsis de edilmiş olsa– her hâlükârda onu kesmiş ve izale etmiş sayılır. Ne zamanki maksadın tamamen elde edilmesi imkânsız olursa, o takdirde imkân ölçüsünde bunun ifa edilmesi ve imkânsız olduğunda has (özel) yerin gözetilmesini terk etmek gerekir. Çünkü imkânsız olduğu hâlde bu yerin gözetilmesi, tamamen faydalanılmasını yitirmeye sürükler ki, menfaat ve faydası iptal olan vakıf da şüphesiz böyle olur.

Muhammed b. el-Hasen şöyle demiştir: Mescid yahut vakıf harap olursa, bunlar vakfı bırakan şahsın mülküne avdet ederler. Çünkü vakıf, ancak menfaat ve faydanın ulaşılmasıyla vakıf olur. Buna göre menfaat zail olursa, vakfın bırakıldığı kimselerin hakkı da biter ve artık onun mülkü de zail olur.

Şöyle cevap verilmiştir:
Bir defa bu mülkün zail oluşu, kurbet veçhi üzeredir; dolayısıyla –köle azad etmede olduğu gibi– bu vakfın ihlâl olması ve menfaatin gitmesi sebebiyle artık o vakıf, onun mülküne avdet etmez.

İmam Mâlik ve İmam Şâfiî şöyle demişlerdir: Vakfa ait herhangi bir şeyi satmak caiz değildir. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) vakıf hakkında; “Satılmayan, hibe edilmeyen ve miras olunmayan…” şeklinde buyurmuştur. Menfaatleri kaldığı hâlde satılması caiz olmayan bir şeyin –azâd edilen kölede olduğu gibi– menfaatleri ortadan kalktığı hâlde satılması da caiz değildir. Mescid konusu bu yönüyle azâd edilen köleye daha çok benzemektedir. (Ama) bu ifadelere, birinci görüşte geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.

Mescidin –hasın/halısı, ahşabı yahut eksik kalan bir şeyi noktasında– ihtiyacından fazlasının olması halinde bunların başka bir mescide verilmesi ise caizdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/olumune-sebebiyet-veren-hastalik-suresinde-soz-konusu-olan-vakif/,https://kutsalayet.de/muayyen-kimselerde-bulunan-vakfin-zekati/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız