"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Vakıf lafızları

Vakıf lafızları altıdır. Bunlardan üçü sarih (açık), diğer üçü de kinaye şeklindedir. Sarih olana örnek, kişinin: “Vakfettim, hapsettim, sebil kıldım.” demesidir. Bu lafızlardan hangisini yerine getirecek olursa artı bir durum olmaksızın vakıf (hükmü) meydana gelir. Çünkü bu tür lafızlar, insanlar arasında örfen sabit olan lafızlardır; bu nedenledir ki şeriatın örf kapsamına dahil olurlar. Nitekim Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem): “İstersen toprağı vakfederek gelirini tasadduk edersin.” buyurmuştur. Bu nedenle vakıf konusundaki bu lafızlar, aynı talak (boşanma) konusundaki boşama lafızları gibi sayılmış oluyorlar.

Kinaye lafızları ise; “Tasadduk ettim, haram saydım ve ebedi kıldım.” gibi açık olmayan lafızlardır. Çünkü “tasadduk” ve “tahrim (haram sayma)” lafızları müşterek kelimelerdir. Zira tasadduk kelimesi zekât ve hibe konularında da kullanılmaktadır. Tahrim kelimesi de zıhar ve yeminler konusunda kullanılmaktadır, hem kendisine hem de başkasına haram kılma anlamı vardır. “Ebedi kılma” lafzına gelince, bu da hem ebedi haram sayma ve hem de ebedi vakıf bırakma anlamına gelmektedir. Bu lafızların örfte (tek manaya geldiğine dair) kullanımları söz konusu değildir; bu sebeple sadece bu kelimenin kullanımıyla maksat hasıl olmaz, tıpkı (açık olmayan) kinayeli talak lafızları gibi kabul edilir. Bunlara söz konusu olan şu üç lafızdan birisi eklenecek olursa o takdirde vakıf hasıl olur:

Birincisi: Söz konusu olan beş lafızdan kendisini halis kılacak bir lafzın eklenmesi… Mesela kişinin: “Vakfedilmiş, hapsedilmiş, sebil bırakılmış, haram sayılmış yahut ebedi olarak bırakılmış bir sadaka bırakıyorum.” demesi. Veyahut: “Bu mal, haram olmuş, hapsedilmiş, sebil bırakılmış yahut ebedi olarak terk edilmiş veyahut vakıf bırakılmış bir maldır.” demesidir.

İkincisi: Vakıf evsafı olarak nitelemesi ve: “Satılmayan, hibe verilmeyen ve miras bırakılmayan bir sadakadır…” demesidir. Çünkü bu, ortak anlama gelmeyi ortadan kaldıran bir karine sayılmaktadır.

Üçüncüsü: Vakıf bırakmaya niyet etmesidir. Bu durumda niyetine göre anlam kazanır. Ancak onun bu niyeti zahir anlamda olmaksızın sadece iç alemde bir vakıf olur. Çünkü içlerde gizli kalan şeylere muttali olunamaz. Dolayısıyla niyetini izhar edip ortaya koyarsa, bunu zahiren ortaya koyması hasebiyle vakıf hükmü ilzam olur. Eğer o: “Ben vakıf bırakmayı kasdetmemiştim.” derse, itibar edilecek söz onun bu sözü olur. Çünkü niyetini kendisi daha iyi bilicidir.

Mezhebimizin zahirine göre vakıf, kendisine delalet eden karinelerin yanında fiil ile de hasıl olur. Mesela bir mescid bina etmesi ve içinde insanların namaz kılmaları için ezan okuması veyahut bir kabristanlık inşa etmesi ve insanların oraya defnedilmeleri için izin vermesi buna bir örnek sayılır. Bu hâliyle vakıf sabit olur, tıpkı sözüyle vakıftır demesi gibi kabul edilir. Bu, Ebû Hanîfe’nin de kavlidir. Zira bunda örf caridir ve vakıf hükmüne delalet etmektedir. Bu nedenle sanki sözle “vakıftır” demiş gibi kabul edileceğinden caiz olur.

Şâfiî mezhebine göre ise söz/kavl olmaksızın bu, vakıf olarak gerçekleşmez. Çünkü bu, Allah’ın rızasına yakınlık sayılan kurbet yönüyle vakıf eşyasının aslını hapsetmek anlamına geldiğinden, lafız olarak (bu vakıftır) denilmemesi halinde, asla vakıf olarak hasıl olmaz. Dolayısıyla “Bu, yoksulların istifadesine sunulan bir vakıftır.” denilmesi icap eder.

Şöyle cevap verilmiştir:
Bir defa yoksullara bırakılan vakfın örfen lafız olarak ifade edilmesi cari değildir. Şayet bu minvalde cari olsaydı yahut buna delalet etmiş olsaydı, o zaman bizim öne sürdüğümüz meselemiz gibi olurdu.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/vakfetmesi-sebebiyle-bu-malinin-onun-elinden-cikmis-olmasi/,https://kutsalayet.de/vakfa-ait-faydalardan-vakifin-istifade-etmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız