el-Haraki’nin sözünün zahirinden anlaşıldığına göre araziyi çevrelemek demek onu ihya ve işlemek demektir. İster o araziyi kalkındırmak; ziraat/tarım icra etmek veyahut koyunlara bir barınak sağlamak için çevrelemiş olsun veyahut başkası için olsun, fark etmez. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu noktada arazinin üstünün kapatılmasına ise itibar edilmez. Çevreleyen duvarın ardında bulunanları engelleyecek bir tarzda olması zorunlu değildir. Adete göre uygun olanın icra edilmesi yeterlidir. Şehir ve ülkelerin konumlarına göre bu da farklılık arz etmektedir. Buna ek olarak insanların inşa ettiklerinden daha yüksek bir düzeyde inşa edecek olursa bu daha evla sayılır.
el-Kadı (İyaz) der ki: Arazilerin ihya edilmesi hakkında iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Buna dair açıklamalar geçti.
İkincisi: İnsanların ihya olarak bildirdikleri ihya arazileridir. Bu durumda söz konusu olan ihya konusu, oturmak için bir evi, bir barınak yahut çiftliği ihya edip işlemektedir. İhya edilen bu şeylerden her birisi -istenilmesi halinde- faydalanmak amacıyla hazır hale getirilmekte ve kullanıma sunulmaktadır. Bunu, İmam Şafii söylemiştir.
Temlik etmek için ölü bir arazi üzerinde kuyu kazıp açan herkesin, harim olarak dört bir tarafından olmak üzere sınırı yirmi beş arşın ölçüsündedir. Kendisinin hak sahibi olduğu eski bir kuyuyu elde etmek isteyenin ise harim olarak dört bir tarafından olmak üzere sınırı elli arşındır. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir ve bu görüşü (Hanbeli olan) arkadaşlarımızın çoğu tercih etmiştir. Zira bu noktada Darakutni’nin, isnadıyla Said b. el-Müseyyeb’den, onun da Ebu Hureyre’den ve onun Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den yaptığı rivayet şu şekilde gelmiştir:
“Yeni kuyunun harimi, yirmi beş arşın, eski kuyunun da elli arşındır.”
Bu, açık bir nasstır.
Ebu Ubeyd’in isnadıyla Yahya b. Said’den naklettiğine göre, o şöyle demiştir: “Sünnet olan eski kuyunun hariminde elli arşın, yeni kuyuda ise yirmi beş arşın olmasıdır.”
el-Kadı ve Ebu’l Hattab ise şöyle demişlerdir: Bu ifadeler, sınırlama yoluyla ortaya koyulan birer hüküm değildir, bilakis kuyuların harimi, gerçekte bu kuyulardaki suyun yüksekliği hakkında duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Nitekim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kuyunun harimi ipinin boyu kadardır.”
Çünkü bu, sadece ihtiyaca göre mevzu bahis olduğundan, ihtiyaç ölçüsünün gözetilmesi de icap etmektedir, başkası değil.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bununla, ölü arazilerin temlik edilebileceği anlamı çıkmış oluyor ve -duvar konusunda olduğu gibi- ihtiyaca göre hükmünde de durmamış oluyor. Zira kuyuya olan ihtiyaç için suyun yükseklik seviyesinin bir zorunluluğu aranmaz. Çünkü o, kuyunun yanı başında sadece devesine su yatağı yapmak, davar ve koyunlarını barındıracak ve içerisinde su içmelerine zemin hazırlayacak birtakım su havuzları vb. yapmaya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla harimin, suyun yüksekliğe ulaşması bağlamında bir ihtiyacı söz konusu değildir.
Ebu Hanife ise: Kuyunun harimi kırk arşın, pınarın harimi ise beş yüz arşındır, demiştir. Çünkü Ebu Hureyre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Kuyunun harimi, deve ve koyunların su yatağı için tüm etrafından olmak üzere kırk arşındır.”
el-Muvaffak der ki: Ebu Hureyre hadisine gelince, bizim öne sürdüğümüz hadis bundan daha sahihtir. Nitekim iki hadisi de Ebu Hureyre rivayet etmiş olduğundan bu durum, diğer hadisin zayıf olduğunu gösterir.