"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Sulara dair hükümler

Alışveriş konusunda suların mülk edinilmesi ve satın alınmasına dair hükümler geçmişti.
Burada ise bunlarla icra edilecek olan sulamanın hükümlerine değinilecektir. Şüphesiz su, iki durumdan hali değildir: Ya akıcı bir sudur yahut durgundur. Akıcı olması halinde bu su iki kısma ayrılır:

Mülkiyet altında olmayan bir nehir olması ki, bu da ikiye ayrılır:
Birincisi: Nil, Fırat, Dicle ve benzeri olan büyük nehirlerdir. Bunlarla sulama yapılması başkasına zarar vermeyeceğinden dolayı, bu tür nehirlerin istifade edilmesi sıkıntı oluşturmaz. Herkesin bu nehirlerden istediği gibi, dilediği vakit ve ne şekilde olursa olsun sulama ihtiyacını karşılaması mümkündür.
İkincisi: İstifade edilmesi durumunda sıkıntı oluşturacak türde bulunan ve suyunun üzerinde insanların kalabalık oluşturabilecekleri kadar küçük olan nehirler. (Bunlarla istifade edilme şekli ise); İlk olarak arazisi nehrin başında olandan başlanır. Arazisini sular, suyun miktarı topuk seviyesine ulaşana değin suyu hapsedip alıkoyar. Sonra suyu yanı başındaki diğer araziye salıverip gönderir. Diğerlerinde de sulama işlemi böyle icra edilir. Bu şekilde tüm araziler, son araziye değin sulama işlemine tabi tutulup, işlem bitirilmiş olur. Birincisinden, ikincisinden yahut diğerlerinden artacak su olmazsa, o zaman diğer kalanlara bir şey verilmez. Çünkü onlara, ancak artacak olan sudan verilmektedir. Onların durumu tıpkı miras taksimindeki asabenin hükmü gibi kabul edilir. Bu, Medine fakihlerinin, İmam Malik ve İmam Şafii’nin görüşünü oluşturmaktadır.
el-Muvaffak der ki: Bu hususta ihtilaf edenin olduğunu bilmiyoruz.
Bunun temeli Abdullah b. Zübeyr’in yaptığı şu rivayettir: “Ensar’dan bir adam Harre bölgesinde hurmalıkları sulamakta olduğu su kanalları hakkında Zübeyr ile muhakeme oldu. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ey Zübeyr, sula!’ buyurdu ve o kimseye aralarında maruf olan su payı miktarını kullanmasını emretti. ‘Sonra da suyu komşuna doğru salıver!’ buyurdu. Ensarlı adam bunun üzerine sinirlenip: ‘Zübeyr, senin halanın oğlu olduğu için mi?’ dedi. Bu itirazdan Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yüzünün rengi değişti. Sonra: ‘Ey Zübeyr, hurmalığını sula, sonra su hurma ağaçlarının kökleri etrafındaki yumru çıkıntılara erişinceye kadar hapset!’ buyurdu.”
Bu hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmişlerdir.

Hadisin ravisi olan İbn Cüreyc şöyle dedi: İbnu Şihab bana şöyle dedi: “Ensar ve diğer insanlar, Hz. Peygamber’in Zübeyr’e buyurduğu ‘Sula, sonra su hurma köklerindeki yumru kabarcıklarına ulaşıncaya kadar salmayıp hapset!’ sözünün ifade ettiği yüksekliği ölçtüler ve bu seviye, ayak topuklarına kadar oldu.”

Mülkiyet altında bulunan bir nehirde akıcı bir konumda yer alan su.
Bu da ikiye ayrılır:
Birincisi: Bu suyun aslen mübah olmasıdır. Mesela bir kimsenin (kullanılması) mübah olan büyük bir nehre bağlantısı bulunan küçük bir nehri kazıyıp ortaya çıkartması. Bu durumda nehri elverişli hale getirdiğinden ve etrafına bir hafiye yaptığından buna kendisi malik olur. Kendisinin ondan istifade etme hakkı vardır. Aynı şekilde ona ait özel sınırları yani her taraftan olmak üzere civar çamur ve toprağı da ona aittir.

Sonra bu nehre, eğer bir topluluk ortak ise bu aralarında icra edilen iş ve harcamaya göre şekillenir. Hepsine bu nehir yetecek olursa söylenecek bir şey yoktur. Ama nehir onlara yetmeyecek olur da kendi aralarında anlaşmaya vardıkları kullanım vb. gibi bir taksimat icra edecek olurlarsa, bu da caizdir. Çünkü bu nehir, onların bir hakkıdır ve ellerinden alınacak değildir. Eğer nehrin taksim edilişi konusunda aralarında bir sıkıntı ve yetmemezlik gibi sorun oluşacak olursa, hakim onların sahip oldukları mülkiyet durumlarına göre aralarında hüküm verir.

el-Muvaffak der ki: Sözümüzün üzerine “Suya malik ve sahip olunamaz.” görüşü gelmiştir. Nitekim bu nehir hakkındaki hüküm, mülkiyet altında bulunmayan nehirdeki hükümle aynıdır. İlk olarak arazisi önde olanın, bu araziyi o nehirle sulama hakkı daha önceliklidir. Sonra ise -belirttiğimiz üzere- o araziye daha yakın bulunan sulamaya hak sahibi olur. Çünkü nehir, onun mülkiyeti altında değildir. Öyleyse nehre en yakın bulunan sulamaya daha ziyade öncelikli sayılır, sanki mülkiyeti altında bulunmayan nehir olması gibi değerlendirilir. Şafii mezhebi de tüm bu konuda zikrettiğimiz ifadelerin benzeri görüşüne sahip olmuşlardır.

Arazisini sulama noktasında bir kimsenin nasibi olursa, bu arazilerinden dilediği kadarıyla bu nehirden sulama yapma hakkı vardır. Herkesin kendisine ait olan has sulamasında, bu sudan başka üzerinde icra etmek istediği işleri elde etme, değirmenle, dolapla veyahut başka tür tasarrufları yerine getirme şekliyle istifade etme hakkı vardır. Çünkü bu, onun bir mülkü sayılır ve başkasının bunda bir hakkı yoktur. Ama söz konusu olan nehirde ortak olurlarsa, onlardan hiç kimse bu zikredilenlerden bir şeyde tasarruf etme hakkı yoktur.

İkincisi: Kaynağı bulunan suyun mülkiyet altında bulunmasıdır. Mesela bu suyun pınar ve çıkış yeriyle akışında bir topluluğun ortak olmalarıdır. Zira buna da onlar malik olmuş olurlar. Çünkü bu yerin ihya edilmesi ve işlenmesi onların bir hakkıdır. Bundan önceki kısımda açıkladığımız gibi bu nehir için harcadıkları ve işlem gördükleri miktar kadarınca da onda ve sulama noktasında ortak olurlar. Sadece bu sebepten dolayı o suda mülkiyet hakkı olmaz. Zira bu su, mülke dahil olan mübah bir sudur. Bu yönüyle sanki bir avın, sahibinin bahçesine girmesine benzemektedir.

İşte bu konu hakkında iki tane görüş yer almaktadır ki, en sahih olanı yine bu suyun mülkiyet hakkının olmadığıdır.

Her halükarda bu kimselerin hepsi, su içmek, abdest ve gusül almak ve elbiseyi yıkamak için bu akıcı sudan istifade edebilirler. Etrafı çevrili bir yere girilmediği sürece -izin almaksızın- etkisi karşı tarafı sarsmayacak türde buna benzer menfaatleri elde edebilirler. Bunun yanında o yerin sahibinin de onları bundan engellemesi helal olmaz. Çünkü bu tür işleri icra etmeleri, genel olarak kişiyi olumsuz etkileyecek türden işler değildir. Bunlar, nehir sahibinin ihtiyaç duymadığı ve kendisinde fazladan bulunan türden sulardır. Fakat çok sayıda davar hayvanlarının vb. nehirden su içmeleri durumunda kendisini olumsuz etkileyecek durum baş gösterecek olursa, nehir sahibinin suyun ihtiyacından fazlasını kısması elzem olur, fazlası kullanılmıyorsa, elzem olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hima/,https://kutsalayet.de/arazilerin-ihya-edilme-keyfiyeti/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız