Müsabaka caiz olan bir akittir. Bunu, İbn Hamid ifade etmiştir. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife’nin ve İmam Şafii’nin iki görüşünden birisini de oluşturur. Çünkü bu, teslim edilmeye imkan bulması henüz gerçekleşmemiş bir akit olduğu için caizdir. Tıpkı kaçan kölenin geri dönmesi veyahut geri verilmesi gibi kabul edilir. Nitekim bu akit, “isabet etme” anlamına da geldiğinden dolayı, muktedir olma kapsamına girmez ve bu yönüyle kira akdinden ayrılmaktadır.
İmam Şafii’nin diğer görüşü şöyledir: Eğer her ikisinden bir ivaz koyulmuş olursa, bu durumda akit zorunlu olur. İkisinden birisi yahut ikisinden başkası tarafından koyulmuş olursa da caiz olur. el-Kadı (İyaz), bunun muhtemel olduğunu belirtmiştir. Çünkü akit şartından birisi de ivazın ve ivaza konu olan şeyin malum olmasıdır; bu durumda kira akdi gibi zorunlu sayılmış olur.
İlk görüşe göre, müsabakaya girişmeden evvel her iki akit sahibinin de akdi feshetme hakkı vardır. Ama müsabakaya başladıktan sonrasına gelince; eğer taraflardan her birisi, daha fazla ödül koyduğunu bilmeyecek olursa, her iki tarafın da bu akdi feshetmeleri caiz olur. Eğer taraflardan birisi -müsabakanın yarısında atını daha öne doğru koşturması yahut attığı okunu daha ileriye isabet ettirmesi gibi- bu fazlalığı biliyorsa, bu durumda fazla veren şahsın akdi feshetme hakkı doğar, ancak az verenin feshetmesi caiz değildir. Çünkü bu, caiz olursa o zaman müsabakanın amacı kaybolmuş olur. Zira rakibi kendisine: “Akdi feshet!” der ve müsabakayı da terk edecek olursa, maksat hasıl olmamış olur. Şafii ashabı ise: Biz: “Bu durumda akit, caizdir.” diyecek olursak, fazla verenin akdi feshetme hakkı bağlamında iki görüş söz konusudur.
İvazın malum olması şart koşulmuştur. Çünkü ivaz, akitte sirayet eden bir mal olduğundan -diğer akitlerde olduğu gibi- malum olmalıdır. Bu ivazın peşin ve vadeyle olması caizdir.
Müsabaka akdi kıyılırken, koşacak olan hayvanların başlangıç ve bitiş yerlerinin belli olması, bu yerlerin farklı olmaması gerekmektedir. Çünkü amaç, zaten söz konusu olan yarışı kimin kazanacağını ortaya çıkartmaktır. Bu da o mesafeyi ilk olarak kimin geçmiş olacağını bilmekten geçer. Nitekim atlardan biri, kimi zaman başlangıç yaparken gerilerde seyrederken, yarışın sonuna doğru ise ileriye geçebilmektedir. Bazen de bunun tam tersi olabilmektedir. Bu sebeple yarışın bu tür pozisyonlarının bir arada olmasına ihtiyaç duyulur. Atlardan kimisi de başka atlara nazaran daha sabırlı ve daha vakur durabilmektedir.
Yarış icra edilirken, yarışacak olan iki atın yahut iki devenin aynı anda yarışa başlaması için start verilmesi gerekmektedir. (Start verildikten sonra), eğer birisinin diğerine yetişip yetişmediğini öğrenmek amacıyla bir yarışçı hayvan, diğerinden sonra olmak üzere yarışa sevk edilecek olursa, bu müsabaka -ivazlı olarak- caiz olmaz. Diğer rakibinden daha hızlı olduğu halde -aralarındaki mesafesinin uzaklığından dolayı- ona yetişmesi mümkün de olmayabilir.
Yarışmacı hayvanların boyunları eşit durumda olduğu halde, yarışmaya katılan bir at başıyla (yani boyun farklıyla) geçmesi halinde yarışı kazanmış olur. Ama uzunluk bakımından atların yahut develerin boyun ölçüleri farklı olursa o takdirde netice için omuz hizasına bakılır. Buna benzer bir açıklamayı, İmam Şafii söyler.
Sevri ise; müsabakaya katılan hayvanın yarışma esnasında kulağının hizayı geçmesiyle yarışı kazanmış olur, der. Fakat bu, doğru değildir; çünkü yarışmacı hayvanlardan birisi bu esnada başını kaldırırken, diğeri de boynunu uzatmış olabilir. O zaman da sadece onu kulağıyla geçmiş sayılır, yoksa yarışma sebebiyle, önde bulunduğu için geçmiş olmaz.
er-Rihan konusunda, her iki hayvanın tek bir cinsten olması şart koşulmuştur. Şayet yarış atı, yük beygiri, Arap atı vb. türden atlar gibi aynı türden atlar olursa, bu durumda iki görüş gelmiştir:
Bu durumda sahih olmaz. Bunu, Ebu’l Hattab ifade etmiştir. Çünkü örfen de bilineceği üzere bu durumda iki at arasında farklılıklar söz konusu olacağından, bu yönüyle iki farklı cins ata benzemiş olur.
Sahih olur. Bunu ise el-Kadı zikretmiştir. Bu, Şafii mezhebinin de görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü bu iki at, aynı cinsten atlardır (farklı değildir). Nitekim yarışta ikisi de birbirlerini geçebilecek durumda atlardır. Zapt edilen ise cinstir, o da mevcuttur.