Bir zimminin ortağı, Müslüman’a ait bir payı satarsa, bunda o zimmi lehine bir şuf’a hakkı yoktur.
Çünkü bu, akarı (toprağı vb.) özellikle elde etmesi demektir ve bu yönüyle bina ve evleri (kâfirlerin) istila edip ele geçirmesine benzemektedir. Bu ortaya koymaktadır ki şuf’a, ancak Müslüman için sabit olur.
Nitekim şuf’a onun mülkündeki zararı ortadan kaldırmaya yönelik olduğundan, ondaki bu zararın ortadan kaldırılması, müşterinin zararını kaldırmaktan daha öncelikli gelir.
Zira bir Müslüman’ın, başka bir Müslüman’ın malındaki zararı ortadan kaldırmadan önce, zimmi olanın malındaki zararı ortadan kaldırılması zorunlu da değildir. Çünkü Müslüman’ın hakkı ve korunması daha öncelikli ve daha evladır.
Bir de aslın tersine şuf’a’nın alışveriş ortamında sabit oluşu, Müslüman ortağın hakkını gözetmek demektir. Öyleyse zimmi olanlar, Müslüman manasında ele alınamaz; dolayısıyla geride aslın muktezası kalır.
İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabı ise: Zimminin şuf’a hakkı vardır, demişlerdir. Çünkü hadislerin genel manası bunu ifade etmektedir. Bunun yanında alışveriş sebebiyle o, zararın ortadan kaldırılma hakkına sahip olmuştur; bu noktada muhayyerlik hakkı vardır.
Öyleyse bu hususta Müslüman da kâfir olan da eşittir, tıpkı kusurlu malın geri verilmesi hükmü gibi kabul edilir.
Hadislerin umum ifade etmesi sebebiyle zimminin, başka bir zimmi’ye şuf’a hakkı sabit olur. Onlar da din ve hürriyet noktasında birbirleriyle eşittirler; öyleyse onların kendi aralarında söz konusu olan şuf’a hakları sabittir, tıpkı bir Müslüman’ın başka bir Müslüman’a bıraktığı şuf’a gibi sayılır.
el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Chat
Sohbet Yükleniyor...