Şef’î eğer şuf’a hakkını alışverişten evvel bağışlar ve: “Alışverişine izin verdim yahut şuf’a hakkımı ıskat ettim, düşürdüm vb.” derse, şuf’a ıskat olmaz. Alışverişin mevcut olması halinde istediğinde onun bunu talep etme hakkı vardır. Bu, (Hanbeli) mezhebimizin zahir görüşüdür.
Bu aynı zamanda Maliki, Şafii ve rey ashabının da mezhebini oluşturmaktadır. Çünkü bu vacip olmasından evvel söz konusu olan hakkın, ıskat edilmesi demektir; öyleyse sahih olmaz, tıpkı ona vacip olan şeyden onu ibra etmesine yahut evlilik (cima) öncesinde kadının mehrini ıskat etmesine benzer.
İmam Ahmed’den, bu durumda şuf’a hakkının ıskat olacağına delalet eden bir görüşü de nakledilmiştir. Bu ise Sevri, Ebu Ubeyd ve ehli hadisten bir topluluğun görüşüdür. Onlar buna dair Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu kavlini gerekçe göstermişlerdir:
“Ortağı izin vermediği sürece bir kimsenin (müşterek malı) satması doğru olmaz. (Yine de) onu alır yahut onu terk edip bırakabilir de. Şayet (malı) satacak olur ve ona izin verilmemiş olursa, kendisi buna daha fazla hak sahibidir.”
Nitekim o kimsenin: “onu terk edip bırakabilir de” demesi muhal olur; zira terk etmesinin bir manası da olmaz.
“Şayet (malı) satacak olur ve ona izin verilmemiş olursa, kendisi buna daha fazla hak sahibidir.” kavlinin mefhumundan anlaşılan ise o malı ondan izinsiz olarak satması halinde buna hak sahibi olmamaktadır.
Şöyle cevap verilmiştir: Hadis hakkında muhtemeldir ki, şuf’a malını satın alması için, ortaklardan birisinin bunu elde etmek istemesi bağlamında, geçim korkusu sebebiyle müşterinin, onun şuf’a malından hakkını düşürmesi için ortak olan payı almasıyla yetinmiş olabileceği anlaşılmaktadır.
Chat
Sohbet Yükleniyor...