Mezhebimizin sahih görüşüne göre şuf‘a hakkında acele davranmak, bir anlık da olsa talep edildiğinde alışverişle bilinir; aksi halde şuf‘a geçersiz olur. Bu, Ebû Hanîfe, Evzâî ve iki görüşünden yenisine göre İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü bu minvalde İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şuf‘a hakkı zincirleri kaldırmak, çözmek gibidir.” Şuf‘a, malda söz konusu olabilecek olan zararı ortadan kaldıracağından bu, hemen yerine getirilmelidir. Tıpkı kusuru sebebiyle malı geri verme konusunda muhayyer olmak gibi. Bir de şuf‘a hakkının tercihe göre (ilerisinde icra edilmesi) hususu, satılan malı elde edemediği, mülk olarak alamadığı için müşteriye zarar da verebilir; ondan bunu alma endişesi nedeniyle imar olarak tasarruftan da kendisini engeller.
İmam Ahmed’den nakledilen ikinci görüşte ise, terâhî (istediği vakit uygulama) üzere olan şuf‘a, af sebebiyle kendisinden rızaya delalet eden yahut taksimatı talep etme vb. gibi şeyler bulunmadıkça ondan sâkıt olmaz. Bu, İmam Mâlik ile İmam Şâfiî’nin kavlidir. Ancak İmam Mâlik: “Bir sene geçmesi halinde ise şuf‘a kopukluğa uğrar.” demiştir. Yine ondan: “Bunu terk ettiğini bildiğine dair sürenin geçmesi halinde şuf‘a kopukluğa uğrar.” dediği de nakledilmiştir. Çünkü bu tercihin terâhî konusunda ve zararın olmayışını ifade etme noktasında bir zararı olmaz. Zira elde edilecek fayda, satılacak malın kullanımı şekliyle müşteri lehindedir, onun içindir. O zaman bu konuda dikilen bir yapı yahut inşa edilen bir binanın ortaya konulması halinde, bunun kıymetini verir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa zarar, kıymetin ödenmesiyle kaybolmaz; zira genelde bunun zararı, kıymetinden daha çoktur. Bir de kalben ve bedenen çekmiş olduğu zorluk ve sıkıntı da cabası olmuştur.
İbn Ebî Leylâ’dan ve Sevrî’den nakledildiğine göre, söz konusu olan bu muhayyerlik süresi üç gündür. Bu, aynı zamanda İmam Şâfiî’nin de görüşüdür. (Ama) “üç gün” ifadesiyle sınırlandırmanın, delili olmayan bir hüküm sayılacağı şeklinde cevap verilmiştir.