İçki ve domuzun telefi sebebiyle tazmin edilmesi vacip değildir, ister bunu telef eden bir Müslüman olsun, Müslüman’ın emanı altında bulunan bir zimmî veyahut da normal bir zimmî olsun, fark etmez. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu noktada Cabir’in rivayet ettiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah ve O’nun Rasulü, içkinin, leşin, domuzun ve putların satışını haram kılmışlardır.” (Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.)
Haram oluşu sebebiyle satışı haram kılınan bir malın kıymetini verme vacip değildir, leş gibi. Bir de bu, mütekavvim (değerli) bir mal sayılmadığından –leşte olduğu gibi– tazmini de olmaz.
Ebu Hanife ve İmam Malik ise: Telef etmesi durumunda zimmî’nin bunu tazmin etmesi gerekir, demişlerdir. Ebu Hanife şöyle demiştir: Eğer telef eden Müslüman ise kıymetini öder, telef eden zimmî ise mislini verir. Çünkü zimmet akdi (zimmîlerle yapılan akit), aynını koruduğunda onu mal açısından mütekavvim sayar, tıpkı insanoğlu gibi değerli kılar. Zimmî’nin kendisine ait içkisini de korumaya alır. Buna dair delil ise Müslüman’ın bunu telef etmekten men edilmiş olduğudur. Bunun yanında içki ve domuz vb. zimmîlerin istifade edip alışveriş yaptıkları mallar cümlesinden sayılır. Dolayısıyla “mal” sayıldıklarından –diğer mallarda olduğu gibi– tazmin edilmesi de gerekir.
el-Muvaffak der ki: Bu malların (içki, domuz vb.) korunmuş oldukları görüşünü kabul edemeyiz; zira bunlar ortaya çıkınca ortadan kaldırılmaları helal olur. Sonra bunlar şayet koruma altına alınmış da olsalar, “mütekavvim/değerli mallardan” sayılmaları söz konusu olamaz. Nitekim savaşta ele geçen kadınlar ve çocuklar da masumdur, koruma altındadır; ancak değerli değillerdir. Onların: “Bunlar sadece birer maldır.” görüşüne gelince, bu da mürted olan köle ile çelişki oluşturmaktadır; zira bu köle onlara göre birer mal sayılmaktadır.
Zimmîler, bunları izhar etmedikleri sürece kendilerine saldırmak yasaklanmıştır. Çünkü onlar, kendi dinlerince helal diye inandıkları ve Müslümanlara onda eza vermedikleri her bir şeyde –izhar etmedikleri sürece– onlara taarruz edilmesi ve saldırılması caiz değildir. Çünkü bizim (İslam) diyar ve topraklarımızda kalmalarına gereklilik gösterdiğimiz için, bu gerekliliğimizi yitirmemek hususunda onlara karşı çıkamayız ve taarruz da edemeyiz. Onların inkâr etmeleri durumunda ise –mesela onlar içkiyi izhar ederlerse (alenen içki içerlerse)– bunların imha edilmesi caiz olur. Açıkça put ve dini törenlerine ait tambur aletini izhar ederlerse, bunların kırılmaları caiz olur. Açıkça inkâr edip karşı çıkarlarsa kendileri bu noktada tedip edilirler ve Müslümanlara haram olan şeyleri izhar etmekten de menedilirler.