Arazi üzerindeki hakkını sahibi alır ve bu da tarım yapan gasıb’ın (gasbedenin) hasadından sonra gerçekleşmiş olursa, bu durumda o gasbedene ait olur. el-Muvaffak der ki: Bu konuda ihtilaf edeni bilmiyoruz. Çünkü bu, söz konusu olan malın nema bulmasıdır; dolayısıyla da teslim vaktine kadar ücretini vermekle ve eksilttiğini tazmin etmekle mükelleftir.
Ama sahibi bu hakkını alırken tarım da halihazırda mevcut olursa o zaman gasıbı icra ettiği tarımı söküp kaldırmasına zorlama hakkı yoktur. Malik de bu halde arazi üzerindeki tarımı/ekini hasat vaktine değin kalmayı kabullenerek, gasıbtan arazinin ücretini ve eksilttiği şeyin diyetini almak ile ona parasını verip ekinin de kendisine ait olmasını kabullenmek arasında muhayyerlik hakkı doğar. Bunu, Ebu Ubeyd ifade etmiştir. Çünkü bu minvalde Rafi b. Hadle’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İzinleri olmadığı halde kim bir topluluğun arazisi üzerine bir şey ekerse, o arazi üzerinde onun hiçbir hakkı yoktur, (eksilttiği şeyin) bedelini de ödemesi gerekir.” Bu hadis, gasıbın ektiği şeyleri sökmesine zorlanmayacağına delildir. Çünkü bu, ondan sadır olup gasbedilen bir mülktür. Bir de gasbedilen şeyi mal sahibine -gasıbın malında telef olmaksızın- yakın bir zaman içerisinde geri vermesi imkanı dahilindedir, bu sebeple telef etmesi caiz değildir. Sanki bir gemiyi gasbeden ve onu denizde (yolcusu olduğu halde) taşıyıp yüzdüren ve götüren kimseye benzer. Zira bu kişi, gasbedilen o gemiyi o durumda hemen sahile geri getirip demirlemeye cebredilmez, onu sapsağlam (ve kazasız belasız) getirmesi beklenir ki mal telef olmasın. İşte burada da durum aynıdır. Konu ağaç ve hurmalıklarla farklılık arz eder; çünkü bunların süresi uzundur ve topraktan ne zaman koparılacakları belli değildir. Nitekim bunların beklenmesi, tamamıyla aslını geri vermeyi terk etmeye bile götürebilir.
Fakihlerin çoğunluğu şöyle demişlerdir: Gasıb o ağaçları sökmeye cebredilir. Buradaki hükmüyle, ekilmesi hükmü aynıdır, eşittir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Zalim bir kökün hiçbir hakkı yoktur.” Zira bu kimse başkasına ait bir arazinin üzerinde zulüm yoluyla bir şey ektiği için bu yönüyle onu haksızlıkla eken kimseye benzemektedir.
el-Muvaffak der ki: Onların ileri sürdükleri bu hadis (ağaç vb.) dikimi hakkındadır. Bizim zikrettiğimiz hadis ise (tarla vb.) hakkındaki ekimle alakalıdır. Bu şekliyle her iki hadis kendisiyle ilgili konusu bağlamında cem edilirler. Bu da iki hadisten birisinin iptal edilmesinden daha iyidir.