Miras bırakanın ölmeden önce hastalık halinde iken borcunu ikrar etmesi -varis olmayan kimse hakkında- sağlıklı iken ikrar etmesi gibi kabul edilir. Bu, (Hanbeli) mezhebimizin zahirine göre böyledir ve ilim ehlinin çoğunluğunun görüşü de bu yöndedir.
İbn Munzir der ki: Yüce Allah’ın ilim bahşettiği her bir ilim adamından ezberlediğime göre onlar, miras bırakanın hastalık halinde iken yaptığı ikrarının caiz olduğu hususunda icma etmişlerdir. Çünkü bu haklarında ithamın olmadığı bir ikrardır; dolayısıyla sağlıklı iken yaptığı ikrar gibi kabul edilir. Bu göstermektedir ki hastalık durumu kişiyi daha ihtiyatlı olmaya götürmekte, kendi zimmetini beri kılmaya ve doğruluğu araştırmaya kendisini sevk etmektedir. Bu nedenle kabul edilmesi daha öncelikli sayılır. Varis hakkında ikrarda bulunması ise farklıdır; çünkü bunda itham mevcuttur.
Varis hakkında ikrarda bulunursa eğer veresenin kalanının kabul edilmesi gerekli olmaz, ancak beyyine (belge) olursa başka. Bunu, Ebu Hanife ve ashabı söylemiştir. Çünkü bu ölüme sebebiyet veren hastalığında sözüyle varisine malını ulaştırması, ona bırakması anlamına gelmektedir. Öyleyse bu -hibe gibi- veresenin kalanının rızası olmaksızın sahih olmaz.
İshak ve Ebu Sevr ise şöyle demişlerdir: Bu kabul edilir çünkü sağlığında iken ikrarı sahih ve geçerli olan hastalığında da sahihtir, tıpkı yabancının durumu gibi. İmam Şafii’nin ise bu konu hakkında iki görüş gibi (farklı) iki kavli bulunmaktadır.
İmam Malik ise şöyle der: Şayet töhmet altında olmazsa bu kabul edilir, bunun yanında itham altına alınırsa batıl olur. Tıpkı kızı ve amcasının oğlu bulunan kişiye benzer. Öyle ki kendisi kızı için ikrarda bulunsa, bu kabul edilmez, amcasının oğlu için ikrarda bulunsa, kabul edilir. Çünkü onun kendi kızı hakkında çekimser davranacağı ve malı da amcasının oğluna vereceği töhmeti söz konusu olmaz. Zira ikrarın men sebebi töhmettir, men konusu ise yerine göre tahsis olur.
(Ama) yabancının hibesi/hediyesinin sahih olacağı hasebiyle bundan farklı olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. İmam Malik’in: “Sahih olmaz.” şeklinde zikrettiği söze gelirsek, kuşkusuz töhmetin kendisine göre muteber sayılması imkan dışıdır; dolayısıyla zan edilen şeye göre -ki bu da mirastır- itibar edilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde vasiyet, bağış vb. konularda da itibar edilmektedir.
Eğer kişi karısı hakkında mehr-i misli yahut daha azı dışında ikrarda bulunursa, hepsine göre bu sözleri geçerli olur. el-Muvaffak der ki: Bu konuya Şabi dışında muhalefet edeni bilmiyoruz. O ise: Kocanın eşinin mehri hakkında ikrarda bulunması caiz olmaz; çünkü bu, varis hakkında ikrar demektir, demiştir.
el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Bize göre bu sebebi gerçekleşmiş bir ikrar sayılır, varlığı bilinmekte ve bundan beri olmak ise bilinmemektedir. Bu yönüyle aralarında borcunun olduğunu bildiği halde onu ifa etmediğini ikrar etmesine benzer. Aynı şekilde varisinden bir şey satın alması ve semen-i misil ile onun hakkında ikrarda bulunması da böyledir. Çünkü burada itibar edilecek söz, ikrarda bulunanın sözüdür, yani onun semenini kabzetmediğine dair sözüdür. Şayet eşi hakkında mehri dışında bir borç konusunda ikrarda bulunacak olursa bu kabul edilmez.
İki görüşten birisine göre hastanın varis için ikrarda bulunması geçerlidir. Diğer görüşe göre ise bu geçerli değildir. Çünkü bu varis hakkında bir ikrar sayılacağından sanki onun lehine malı hakkında ikrarda bulunmasına benzemektedir. Birinci görüş daha doğrudur. Zira bu, ikrar nezdinde varisten başkası sayılacağından sahih olur ve sanki varis değilmiş gibi kabul edilir.
Bu konuyu şu şekilde temellendirmek de mümkündür: Şayet o, varis olmayan kimse hakkında ikrar eder de sonra o da varis olursa, ikrarı geçerli ve sahih görenler bunu bilahare burada da sahih görmektedirler. Geçersiz sayanlar ise bunu da geçersiz saymaktadırlar.
Chat
Sohbet Yükleniyor...