"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İstisna’nın muttasıl olması

İstisna, ancak sözle muttasıl olursa geçerli olur. Öyleyse kişi, konuşması mümkün olduğu halde susar, sessiz kalırsa yahut kendisinden istisna edilen ile başkasının sözü arasında fasıla mümkün olursa, o zaman istisna geçerli olmaz. Çünkü sessiz kalır yahut ikrarından cayıp başkasına yönelirse, bu durumda ikrar ettiği hükme göre karar verilir. Sözünde olan şeylerin tersine irtifada bulunamaz (dava edemez); çünkü onun hükmü sabit olmamıştır. Sözünü ne ile bitirmiş ise bu noktada bekler ve buna istisna hükmü, şartı, atfı ve bedeli vb. ise taalluk eder.
Bir kimse iddiada bulunsa ve: “Benim ona borcum vardı ve onu da ödedim.” derse: İbn Ebu Musa’dan nakledildiğine göre bu mesele hakkında iki görüş vardır:
Birincisi: Bu, ikrar sayılmaz. Bunu, el-Kadı (İyaz) tercih etmiştir. Nitekim o: Bu görüşten başkasını İmam Ahmed’in söylediğini görmedim, demiştir. Bu görüşe göre, bu söz, muttasıldır ve sahih olması mümkündür, bunda bir çelişki de yoktur; dolayısıyla -bazı hususların istisna edildiği (İstisnau’l Ba’d) gibi- kabul edilmesi de vacip olur.
İkincisi: Bu kimse, hakkı (haklı olanı) ikrar etmiş, borcu da ödediğini iddia etmiş sayılır. Öyleyse ödediğine dair beyyine göstermesi gerekir, aksi halde alacaklısı yemin eder ve onu da alıp gider. Bunu, Ebu’l Hattab tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife’nin de görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü borcunun olduğunu bizzat ikrar etmiş ve borcunu da ödemiştir, iddia ise kabul olmamıştır; sanki munfasıl bir sözle borcu ödediğini iddia etmesine benzer. Bir de o sabit kıldığı her şeyi kaldırmış olduğundan -her şeyin istisna edildiği (İstisnau’l kull) gibi- bu da kabul olmaz.
İmam Şafii’nin bu konuda iki farklı görüşü yer almaktadır.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa munfasıl bir sözde durum farklıdır. Çünkü verilen ilk hüküm, hakkında susmuş olmasıyla karar kılmıştır, demektir. Zira karar kılmasından sonra onu (yeniden) dava etmesi mümkün değildir. Bu sebeple bir kısmını istisna yahut başkasıyla dava edemez; dolayısıyla sonrasında borcun ödenmesinin iddia edildiği bir şey meydana gelirse bu, bağımsız bir iddia sayılmış olmuş olur, beyyine olmaksızın da kabul edilmez. Her şeyin istisna edildiği (İstisnau’l kull) olarak kabul edilmesine gelince, bu ise çelişki oluşturmaktadır.
Şayet “Onun bende yüz dirhemi vardı da, onu da kadına ödedim.” derse yüz dirhem kendisine gerekli olur ve ödeme iddiası kabul olmaz; çünkü bu çelişki oluşturan bir söz olur. Zira bin dirhem ödediğini ortaya koyması mümkün değildir. Nitekim bunun bu şekilde olması, onun zimmetinde kalmaya devam ettiğini ve onu istemeye hak sahibi olduğunu gerektirmiş olmaktadır. Ödemiş olması ise bu borçtan zimmetinin beri olduğunu ve borcu istemenin haram olmasını gerektirir. İkrar ise bunun sabit olduğunu, ödeme ise kaldırılmış olduğunu gerektirmektedir. Bu ikisi ise tezatlık oluşturur ve aynı vakit içerisinde bir arada olmaları düşünülemez. “Onun bende yüz dirhemi vardı ve onu kendisine ödedim.” sözü ise bunun tersinedir; çünkü bu şekilde iki farklı zaman diliminden haber vermiş olunmaktadır.
Buna ek olarak sabit olan şeyi irtifa etmesi, borç olanı da ödemesi mümkündür. Hepsinde bu geçerli olmayacağına göre bir kısmı hakkında da geçerli olmaz; çünkü bir kısmı ödenmiş olduğundan üzerinde bin dirhem kalması imkansız olur, istisnadan ise farklıdır. Çünkü kendisinden istisna edilenle beraber istisna konusu, kendisinden istisna edilenden geri kalan şeyden ibaret sayılmaktadır. Ama ödenmesi, ancak sabit olması halinde bir bölümünü irtifa eder. Bu durumda ödenmesiyle irtifa edecek olursa, kalanına delalet edecek şeyle ondan tabir edilmesi caiz olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ikrarda-istisna-konusu/,https://kutsalayet.de/ikrardan-rucu-etmek/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız