"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İkrarda istisna konusu

Bu iki fasılaya ayrılır:
Birincisi: Cinsi dışından olmak üzere ikrarda istisna yapmak geçerli değildir. Bunu, Züfer ve Muhammed b. el-Hasen söylemiştir. Çünkü istisna, söz konusu şeyin olmadığında gerektirdiği şeyden istisna edatıyla lafzın sarf edilmesine, başkasına çevrilmesine denir. Bunun yanında istisnanın, isfüna edilen şeyin içermiş olduğu şeylerden bir kısmını çıkartmak anlamına geldiği de söylenmiştir. Zikri geçen cinsi dışında olması ise bu söze dahil değildir. Öyleyse onu zikredecek olur, sözü de sarf etmez (başkasına çevirmez) ve onu istisna da etmezse, o takdirde bu istisna anlamına gelmez, istisna sayılmaz. Nitekim istisna bu haliyle caiz konuma koyan olarak isimlendirilmiştir; çünkü gerçekte istisna istidrak (bir şeyi bir şeye sokmak, ulaştırmak) anlamınadır. “İlla (ancak)” edatı da burada “lakin (ancak)” manasında kullanılır. Zira İbn Kuteybe’nin de yer aldığı Arap dil bilginleri, istisnayı bu şekilde tarif etmişlerdir; İbn Kuteybe de bunu Sibeveyh’ten aktarmıştır.
İstidrak (bir şeyi bir şeye sokmak, ulaştırmak), ancak cümle içerisindeki inkar ve karşı çıkıştan sonra gelir. Bu sebeple ikrar konusunda istidrak’ın bir fonksiyonu yoktur; çünkü ikrar edenin lehine bir ispat sayılır. İstidrak sonrasında zikredilecek olursa, o zaman da geçersiz olacaktır. Cümleden sonra zikredilecek olursa, mesela: “Onun bende yüz dirhemi var, ancak benim de ondan alacağım bir elbisem vardır.” demesi gibi… Bu durumda bir şeyi ikrar eden ve farklı bir şeyi de iddia eden kimse konumunda sayılmış olur; o zaman da ikrarı kabul edilir, iddia ettiği ise geçersiz olur, sanki istisna lafzını kullanmadan bunu açıkça söylemiş gibi kabul edilir.
Ebu Hanife der ki: Eğer keyli yahut vezni (ölçülen yahut tartılan) olarak istisna koşacak olursa bu caizdir; ama keyli yahut vezni olarak köle yahut elbise gibi şeyleri istisna koşacak olursa bu, caiz değildir. İmam Malik ve İmam Şafii ise: Mutlak olarak cinsi dışından da istisna koşması geçerli olur, demişlerdir. Çünkü yüce kitap (olan Kur’an-ı Kerim)de ve Arap dilinde, buna dair ifadeler gelmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Hani biz meleklere: Adem’e secde edin, demiştik. İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis, cinlerdendi…” (Kehf suresi: 50)
(Ama) İblis’in meleklerden olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Buna dair delil ise Yüce Allah’ın, meleklerden başkasına secdeyi emretmemiş olduğudur. Şayet İblis meleklerden sayılmasaydı, bu durumda secde ile emredilmiş olmazdı ve secde etmemekle de asi şeklinde anılmazdı. Bir de Yüce Allah onun hakkında: “Rabbinin emrinden dışarı çıktı.” (Kehf Suresi: 50) ve “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (Araf suresi: 12) diye de buyurmazdı. Onun için burada Allah (c.c.), secde etmeyi yalnız meleklere emir buyurmuştur.
el-Muvaffak der ki: Şayet onlar: “Bilakis bu emir (secde etmeleri), yalnız melekleri ve onların yanında bulunan canlıları da kapsamaktadır; dolayısıyla İblis de onların yanında bulunduğu için o da bu emir kapsamına girmektedir.” diyecek olurlarsa, biz de onların bu şekilde delil göstermelerinin yerinde olmayacağını söyleriz. Çünkü İblis, secde etmekle emrolduğu halde bundan ne zaman ki istisna edildi; işte onun bu istisnası (İblis olduğu, melek olmadığı) cinsi sebebiyle söz konusu olmuştur. İnşallah-u Teala bu görüş, en insaflı olan görüştür.

İkincisi: Ayni olan malın kağıt (ve basılmış) paradan yahut kağıt paranın ayni olandan istisna edilmesi… el-Muvaffak şöyle der: Arkadaşlarımız, bunun sahihliği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Ebu Bekir Abdulaziz bunun -zikrettiğimiz üzere- sahih olmayacağı görüşüne sahip olmuştur. Bu, Muhammed b. el-Hasen’in de görüşünü oluşturmaktadır. İbn Ebu Musa ise bunun hakkında iki görüşün bulunduğunu ifade eder. el-Haraki de bunun sahih olacağını tercih etmiştir. Çünkü ikisinden her birinin miktarı, diğerince bellidir; dolayısıyla diğeri üzerinden de tabir edilir… Dolayısıyla biri diğerinden istisna edildiğinde, anlarız ki birisi diğerinden tabir edilmiştir. Mesela: “Onun bende bir dinar alacağı var ancak üç dirhem eksik.” derken, bununla tabir edilen dinarın, yedi dirhem olması ise o zaman bunun anlamı: “Onun bende yedi dirhem alacağı var, üçü eksik.” demek olur. Nitekim sözü sahih ve doğru olana hamletmek, imkan verdiğinde, onu ilga etmek caiz olmaz. Bu yolla da imkan verdiğine göre bunun sahih olacağı gereklilik arz eder.
Ebu’l Hattab der ki: Malın ayni ile kağıt ve basılmış parası arasında ve bir fark yoktur; bunların dışındakilerle de arasında bir fark yoktur. Öyleyse sahihlik açısından birisinin diğerinden istisna edilmesi sahihtir. Elbisenin başkasıyla istisna edilmesine gelince, buna dair farkı ise zikretmiştik. Her iki görüşü şu şekilde bir arada cem etmek ise mümkündür: Birisinin diğerinden tabir edildiği yahut miktarının bilindiği görüş sahih olduğuna hamledilir. Bunlar olmadığı zaman ise batıl olduğuna hamledilir. Allah, en iyisini bilir.

Kendisinden istisna edilen kapsama giren şeylerden bir kısmının istisna edilmesi ise caizdir. el-Muvaffak: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur, demiştir. Allah’u Teala şöyle buyurdu: “Andolsun ki biz, Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı…” (Ankebut Suresi 14) Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurmuştur: “Şehidin tüm günahları bağışlanır, kul hakkı müstesnadır.”
Buna dair örnekler kitap ve sünnette çoktur, Arap dilinde de kullanımı oldukça fazladır. Buna göre bir konuda ikrar etmiş olur, ondan da bir şeyi istisna ederse, söz konusu istisnadan sonra diğer geri kalan hususları ikrar etmiş anlamına gelir. Buna göre “Onun bende yüz dirhem alacağı var, ancak onu eksik.” derse doksan dirhemin mevcut olduğunu ikrar etmiş demektir. Zira istisna, o lafzın içine girmeye engel olur, zaten öyle olmasaydı o takdirde o kapsama dahil olurdu. Tıpkı tahsis ifadesinin, tahsis olan şeyin genel lafızla kasdedilmiş olmadığını ortaya koymasına benzer.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/kimin-ikrari-gecerlidir/,https://kutsalayet.de/istisnanin-muttasil-olmasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız